"Bir sürü aptalın saldırısına uğrayan, daha fazlasının da yok saydığı ahlaki vicdan, var olan ve daima var olmuş bir şeydir, yoksa ruh denen şeyin bulanık bir fikirden öte olmadığı Dördüncü Zaman filozoflarının icadı değildir.
Hiç değişmeyen bir başka şey de, bazı kişilerin ötekilerin düştüğü kötü durumdan yararlanmasıdır. Dünyanın kuruluşundan beri bütün kuşaklar ve kuşakların kuşakları bunu çok iyi bilir."
Kitabi okuduktan sonra bana hissettirdiği, adına medeniyet dediğimiz şeyin ne kadar da kırılgan olduğuydu. Binlerce yıldır inşa ettiğimiz ve disiplin, düzen, bilinç, ahlak, vicdan vb. diye adlandırdığımız şeyler, aslında doğamızla bu derece çatışmakta mı? Tek bir bulaşıcı hastalığın etkisiyle bir becerimizi kaybettiğimizde bu kavramları hızla yok ederek yine bizi başladığımız noktaya, orman kanunlarına geri götüren nedir? "İnsanlık gözleri olmadan yaşamayı başaracaktır, ama, o zaman da insanlık olmaktan çıkacaktır." Özümüzde olduğumuz ve yok saydığımız şey, aslında peşimizi asla bırakmayan o hayvani yanımız mı?
Tüm bu yönleriyle, Körlük, bence insan olabilmenin çaba gerektirdiğini güzel bir kurguyla gözler önüne seriyor.
SPOİLER ALERT
Herkes birer birer kör olurken doktorun karısına bir şey olmamasını da ben buna bağladım biraz. Birçok kavramın anlamını yitirdiği bir ortamda onun hayvani dürtülerinin üstünde güçlü bir karakter sergilemesi, olaylara bakış açısındaki farklılık, diğerlerinden ayrıştığı noktalardı. Diğerleri ise dışarıyı göremiyordu ama kendilerine dönüp bazı farkındalıklar yaşayanların gözleri açılmaya başlıyor. Sonunda ki şu alıntıda da ifade ettiği gibi;
"Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, gördüğü halde görmeyen körler."
Eminim okuyan herkesin kendi çıkaracağı bir yorum olacaktır. Yazarın dili de akıcı ve biraz ilginç bir imlaya sahip ama