Ömer Yatağan

Ömer Yatağan
@Vatanpervar
Ölümün olduğu bir dünyada hiçbir şey çok da ciddi değildir. Franz Kafka
Eskiden "Durmayalım, düşeriz." derlerdi. Şimdi düştüğümüz, her tarafımızın çürükler içinde oluşundan belli. Ama düşünmeye hâlâ niyetimiz yok gibi.
Sayfa 140 - Tiyo·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsan, Tabiat ve Sınırlar
İnsan türü, aklıyla tabiata müdahale etti. Sonuç olarak sular ve topraklar kirlendi, atmosfer bozuldu. Birçok hayvanın nesli tükendi, birçok bitki türü yok oldu. Bütün bu tahribatın karşılığında bazı insanların eline zahmetsizce hayatlarını idame ettirme imkânı geçti; fakat çok daha fazla insan açlık, sefalet, delilik ve nefretle yüz yüze geldi. Esasen insanlık, tabiatın özgün yapısına müdahale etmekle tabiat karşısında bir üstünlük elde edebilmiş de değildir. En eski çağlarda olduğu gibi, iklim şartlarından doğan olaylar karşısında hâlâ çaresiz kalmaktadır. Üstelik uğraşmak zorunda olduğu felaketler arasına, teknolojik düzenin aksaması sonucu ortaya çıkan veya çıkabilecek yeni güçlükler de eklenmiştir. Eğer insan aklı, hilkate meydan okumak için verildiyse, işte sonuç ortadadır. Bu sonuç, bütün insanların kulluklarını idrak etmeleri için ibret verici bir manzarayı gözler önüne sermektedir. Artık aklımızı, Allah’ın bizim için çizdiği sınırları tanımak ve bu sınırlar içinde şerefli bir hayat sürdürmek yerine; “İnsan olarak kendi imkânlarımızı bilip, kendi koyduğumuz kurallar içinde krallar gibi yaşasak ne olur?” diye sormamıza gerek yoktur. Çünkü insanlık, son üç yüz yıldır ilahî kaynağını hiçe saydığı bir bilgi anlayışıyla kendine bir rota çizmiş ve bu güzergâhta ilerlemektedir. Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra öğrendiklerimizin de hiçbir faydası olmayacaktır.
Sayfa 139 - Tiyo·Kitabı okudu
Alıntı
Her insan teki biriciktir. Bu, hem yaratılıştan böyledir, hem de farklı yetişme şartları insanları biricik kılar. İnsan tabiatının kulluğa doğru katettiği mesafeden sözederken insanların kulluk vasıtasıyla "yol"a girmelerini bahse konu ediyoruz. Her insanın tek başına yürüdüğü bir yol vardır, bu yol iki kişi ile yürünebilen bir yola vardığı zaman gerçeklik kazanır ve hakikat tecelli eder, ama yolun "doğru" olabilmesi ancak o yolun bütün insanları alabilecek, bütün yaratıkları kapsayacak kadar büyük olmasıyla mümkündür.
Sayfa 129 - Tiyo·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan aklıyla yaşar. Aklımız bizi Kur'ân ve Sünnet'e bağlı hayatın yegâne verimli, sıhhatli, doğru hayat olduğuna götürüyorsa hayatın anlamını bulabiliriz. Ama aklımız neyin iyi neyin kötü olduğunu tesbit eden kanunların kaynağı haline gelmişse hayatta bir anlam bulamayız. Cansız madde Allah'ın hükmüyle vardır; bitki Allah'ın hükmünü topraktan öğrenir; hayvan vakti bilmekle Allah'ın hükmünü bilmiş olur; insan ise Allah'ın hükmünü Kur'ân ve Sünnet'ten öğrenir. Allah'ın hükmünü bilmeyen hayatın anlamını bilemez. Bu imkâna ise sadece Müslümanlar sahiptir.
Sayfa 125 - Tiyo·Kitabı okudu
Alıntı
Hayatın Anlamı ve Kulluk Bilinci
Müslümanlar, hayatın anlamını bilmekle başka insanlar üzerinde baskı kurabilecek bir güce eriştiklerini veya yaratılmış diğer mahlûklar üzerinde hâkimiyet hakkına sahip olduklarını iddia etmezler. Müslümanlar, Allah’a teslim olmakla hayatın anlamının kavrandığını; çünkü böyle bir kavrayışın insana şeref kazandırdığını söylerler. Müslüman olmayan insanlar ve insan dışındaki yaratıkların her biri Allah’ın kulu oldukları hâlde, bu kulluklarının bilincine sahip olmadıkları için hayatın anlamına da yabancı kalırlar.
Sayfa 117 - Tiyo·Kitabı okudu
Alıntı