Geçtiğimiz yüzyılda Batı medeniyeti, yeryüzü hâkimiyetini ateşli silahların gücüyle elinde tutuyordu. Batılılar; zorla, zorbalıkla dünyaya hâkim olmaya hakları olduğuna inanıyorlardı. Çünkü Batı medeniyetinin, insanlığın en ileri, en mükemmel ve en gelişmiş safhasını temsil ettiğini düşünüyorlardı.
Batılılar bu inançlarında yalnız da değildiler. Hâkimiyetleri altına aldıkları ülkelerde Batı eğitimi görmüş zümreler; Batı’ya hayran olan, onun gücü karşısında yılgınlığa uğrayan veya onlar gibi güçlü olmak isteyen insanlar da Batılılarla aynı inancı paylaşıyorlardı. Sık sık görüldüğü üzere, yüzünü Batı’ya dönmüş aydınlar kraldan çok kralcıydı.
Müslüman ülkelerde hem hümanistler hem de modernist İslamcılar, Batılı değerleri dokunulmaz kılma konusunda kendi usullerince yarıştılar. Yani geçtiğimiz yüzyıl, Batı üstünlüğünün hem cismen hem de ruhen kabul edildiği; hem müstevlilerin hem de istilaya uğrayanların kendilerini tek yönlü bir yol karşısında buldukları bir yüzyıldı.
İslâm'ı ölü bir din durumuna geçirmeye hiçbir mahlûkun gücü yetmez. Biz İslâm'ın hayatiyetine bağlanamaz isek, Allah bu bağı ika edecek yeni Müslümanlar halkeder.
İslâm’ı olduğundan farklı bir tarzda anlamak isteyen bir “Müslüman” için, kendini kandırmaya yetecek kadar imkân ve malzeme vardır. Ama İslâmiyet’in insanın yegâne kulluk biçimi olduğunu, bize dünyanın telkin ettiği tasarılar yardımıyla İslâm’a anlam veremeyeceğimizi; tersine, hayatımıza vereceğimiz anlamın Kur’ân ve Sünnet’ten edinilebileceğini anladık mı, o zaman kendimizi aldatmaktan kurtulabileceğimiz gibi, diğer Müslümanlarla olan münasebetimizde kaybedilmeyecek bir değeri de elde etmiş olacağız.
Her kim dünya sisteminin yürürlükteki işleyişini makul, yerinde ve isabetli sayıyor; hayat biçimini bu ölçüler içinde rasyonalize ediyorsa, o kimse hangi maskeyi takmış olursa olsun sağcıdır.
Yine her kim dünya sisteminin muhtemel bir işleyişinin rasyonel olduğunu ve gerçeğin ancak onun öngördüğü bu aklî sistemde yerini bulabileceğini ileri sürüyorsa, üzerinde taşıdığı etikette ne yazarsa yazsın o kimse solcudur.
Müslümanların sağcı da solcu da olmayışları, bu iki kutbun paylaştıkları tabanda yer tutmayışlarındandır. Sağcılar söz konusu tabanda rahat edenler, solcular ise aynı tabanda rahatlarını arayanlardır. Müslümanlar, her iki tarafın da bir leşi paylaşmaya çabaladıklarını görme imtiyazını elinde tutanlardan oluşur.
Bize, uyanmamızı ve aslında uyuduğumuzu dile getirdikleri için insanlar pek sevimli gelmez. Ama düşüncelerimizin aydınlandığını, kendimizin de uyanmış bulunduğunu ima eden ya da açıkça söyleyen herkes hoşumuza gider. Çünkü böylece önümüzde girişmemiz gereken bir zahmet, çekmemiz gereken bir sıkıntı kalmaz. Doğrunun artık elimize geçtiğine inanırız.
Buna karşılık biri çıkıp da bugüne kadar yanlış düşündüğümüzü, hayatımızı boşuna geçirdiğimizi söylese; hem huzursuz oluruz hem de bunu söyleyen kişiye karşı husumet duyarız. Çünkü eğer onun söylediklerini kabul edersek, yeni çabalara atılmamız, kollarımızı sıvayıp bazı işleri başarmamız gerekecektir. Üstelik yanılmış olmak düşüncesi de duygularımızı zedeler.