Ürümçi'de, kaşgar'da, Aksu'da gözlerinde yaşlarla kurtuluş bekleyen Uygurlar, kendilerini siyasi hesaplara malzeme yapmış, dünya devletlerinin insafına kalmış durumdalar.
İbadet hakkının kısıtlanmasından kültürel değişim için gençlerin "eğitim kamplarına" kapatılmasına, ticaret ve seyahate getirilen engellemelerden başörtüsü ve sakala konulan yasaklara, Doğu Türkistan bölgesi, Çin yönetimi tarafından bugün adeta bir ortaçağ karanlığına sürüklenmeye çalışılıyor. Doğu Türkistan'ın bir daha bağımsızlık rüyası görmemesi ve Çin'e kayıtsız-şartsız itaati için, Pekin yönetimi Uygur Türklerinin dinî ve kültürel kodlarını tamamen silmek ve onların benliğini yeniden inşa etmek peşinde.
Kendisinin temel misyonu "Türklere İslâmiyet'i sevdirmek, En Sünnet inancını Türkler arasında yaymak ve Hanefi mezhebini yaygınlaştırmak" şeklinde tanımlanıyor bugün. Yaşadığı zaman dilimine, içinde bulunduğu coğrafyanın geçirdiği dönüşümlere ve sonraki dönemler üzerindeki tesirlere bakınca, Hoca Ahmed Yesevi'nin bu misyonu bihakkın ifa ettiği ve Orta Asya'ya sağlam bir mühür vurduğu görülüyor.
İslâm tarihinin en dikkat çekici, en kaotik, en çalkantılı dönemlerinden birini yaşıyoruz. Coğrafya İçeriden ve dışarıdan çeşitli saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. "Büyük resim" belki ancak 50-60 yıl sonra netleşecek, ama şu anda bizim de fark etmemiz gereken bir şey var: Dış aktörler kadar içerideki aktörler de, gidişatta etkili ve müdahil. Hatta bazen, dış aktörlere gerek bırakmayacak kadar...