Elbette ölüm fikri korkutucu olabilir ama hep birlikte kafamızı kuma gömerek bu korkuları daha da şiddetlendirdiğimizden hiç şüphem yok. Her birimizin mutlaka deneyimleyeceği ölüm, yaşamayı kavrayış şeklimizde öne çıkmalıdır. Ölüm kaygısının insanları terapiye yönlendiren endişelerin çoğunun merkezinde olduğuna inanıyorum. Genellikle bu varoluşsal korku bilinçaltında gömülüdür ve kendini farklı şekillerde gösterir, çoğu zaman hayata tam anlamıyla katılma isteksizliği -çünkü insan gerçekten yaşamazsa kaybedecek gerçek bir hayatı olmaz!- ya da tam tersine serbest paraşüt gibi ölüme meydan okuyan hobiler ya da sürekli cinsel birleşme heyecanı arayışı aracılığıyla ölümlülükle alay etme çabaları buna örnek gösterilebilir. Hastalarımda ölüm kaygısıyla ilişkili bu eğilimlere çok sık rastladım ve birçoğunun bu korkularla baş edip onları alt etmelerine yardımcı oldum.
Ölümü gizler, yerine örtmeceler ("hayata veda etmek", "daha iyi bir yere gitmek" ya da yakın zamanda torunum Adrian'dan duyduğum şekliyle “başka bir boyuta geçmek" gibi) ve folklorik ya da dinî geleneklerde karşılaştığımız ebedî hayata dair hikâyeler koyarız.