Ne garip değil mi? Ömrün tek bir çizgi üzerinde sağa sola sapmadan öylece dosdoğru gidecek sanırken sen, koca hayat en olmadık anda karşına dikenli bir gonca gül çıkarıyor; ya çizgiyi bozmayacak ama etini çizdireceksin ya da kendine bir yamuk çizip oradan gideceksin.
Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir. Aslında, daha önemli bilgilere bakınca, onun hep yüzeyde olduğuna inanıyorum. Biz onu vadilerin derinliklerinde ararken, o dağların doruklarında durmaktadır.
Canlı bir tekmeyle ölü bir tekme arasında da dağlar kadar fark vardır. Zaten bu yüzden bir tokada tahammül etmek bir sopaya tahammül etmekten elli misli daha zor gelir insana. Canlı bir insan parçası, hakareti de canlı yapar sevgili dostum.
Şayet rastlantı diye bir şey yoksa tabii; rastlantı yoksa, Musa - yaşlılığına ve itaatkarlığına rağmen - patlama zamanını bekleyerek yavaş yavaş tik taklayan bir saatli bombaydı; o zaman ya - iyimserlikle - keyiften dört köşe olacağız çünkü her şey önceden planlanmışsa hepimizin bir anlamı var demektir ve kendimizin rastlantı eseri, niçinsiz olduğunu bilme dehşetinden kurtuluruz; ya da - kötümserlikle - düşünce karar eylem üçlüsünün beyhudeliğini anlayarak anında pes edeceğiz çünkü düşündüklerimiz hiçbir şeyi değiştirmeyecek; her şey olduğu gibi kalacak. Peki iyimserlik nerede? Kaderde mi kaosta mı?