gogol'un paltosu

gogol'un paltosu
O günlerde benim için mahkemeye düşmek cehenneme düşmek gibi bir şeydi. Mahkemeye düşceğim aklıma geldikçe olduğum yerde duramıyor ve gece uyuyamıyordum. Olayların hareketli temposu geçtikçe, biraz daha yalnız kalıyorduk.Diyorum ya mahkemeye düşmek benim için ölmek, yok olmak ya da çok kötü katil, hırsız gibi bir şey olmaya eşdeğerdi, «iyi adam mahkemeye düşmezdi, iyi dürüst adamların mahkemelerde ne işi olabilirdi?»Yıllar ilerlemiş ve hakkımdaki davaların sayısını bilemez olmuştum. Adalet ve yargı adına pek hoş olmasa da mahkemelere düşenlerin gerçek namussuzlardan çok, namuslular olduğunu görmeye başlamıştım.Evet, bir ara hakkımda açılan dava sayısını merak ettiğimde otuz dört davanın sürmekte olduğunu görmüştüm. Bir günde beşi sorgu, olmak üzere yedi ayrı davadan yargılandığımı hatırlıyorum. Fakat bütün bunlara rağmen artık farklı düşünüyor eskisi kadar çekinmiyordum.İnandığım sözleri söylüyor ve inandığım işleri yapıyordum. Artık mahkemeye düşmek benim için eski anlamını tamamen yitirmişti. Mahkemeye düşmek yurdun ve halkın çıkarlarını savunanların iktidar tarafından cezalandırılmak istenmesinden başka bir şey değildi
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir gün arkadaşlardan biri: «Yok petrol, yok madenler diyor ve Amerika bizi sömürüyor diyorsunuz, fakat şu Amerikan gazozunu burada satmaya devam ediyorsunuz» dedi.Düşündük, araştırdık ve şu durumu tesbit ettik. Bu gazozun konsantresi dışardan geliyordu, şişesi dışardan geliyordu. Bizdeki gazoz fabrikası ise ithal edilen gazoz özünü ithal malı şişelere koyup üzerine biraz terkos suyu ekliyor ve bunu yerli üretim hatta yerli sanayi adı altında kamu oyuna sunuyordu. Taşkışla kantininde gazoz satışını tıemen yasakladık. Sonra Talebe Birliği’ndeki arkadaşlarla da görüşüp Birliğin işletmekte olduğu Gümüşsüyü Öğrenci Yurdundaki kantinde de aynı yasaklamayı uyguladık. Birgün İzmir bölgesi satış müdürü olan bir bey geldi: «Bu gazoz Türkiye’de imal ediliyor, bizim kendi malımızdır. Neden satmıyorsunuz?» dedi. Cevapladık: «Memleketin ilaç ihtiyacı ve benzeri daha ciddi ihtiyaçları döviz yokluğundan karşılanamazken gazoz sanayii istemiyoruz. Üstelik biz biliyoruz ki bu gazozun Türk malı olan kısmı sadece içindeki terkos suyudur. Şişesi ve esansı dışardan geliyor. Ayrıca bu gazoz mide için zararlı ve bünye için zehirleyici etkiler doğuruyor. Amerika’da bu gazoz bir ara mahkeme kararıyla yasaklanmış. İçinde kafein bulunduğu için Fransaya girişi de önce yasaklanmış. Bizim Türkiye’ ye ise elini kolunu sallayarak geliyor.»«Sizinle mutlaka sık sık görüşelim. Fikrinizi değiştireceğinizi umuyorum, buyurun fabrikamızı görün. İstediğiniz zaman sizi arabayla alıp fabrikaya götürelim sonra yine arabayla geri getiririz.» dedi.Aradan iki hafta kadar bir zaman geçmişti ki Gümüşsüyü kantinini işleten arkadaş geldi: «Abi, gazozcular geldi. Otomobil'i burada çıkarırsak
Felsefe hocamız son dersinde de: «Çocuklar artık lise bitiyor, seneye üniversiteye gideceksiniz. Üniversitede mutlaka ve mutlaka komünistler sizin de yanınıza gelecekler ve eşitlik vaadi ile sizi aldatmaya kalkacaklardır. Sakın ha, sakın aldanmayın» diye sözü bitirmişti.Bu sözler kafama o kadar yer etmişti ki, üniversitenin ilk yıllarında beni kandırmaya gelecek adamı bekledim durdum. Üstelik içim öyle doluydu ki, bu gelecek komüniste karşı dolu bir mavzer gibi hazırdım ve «ah bir gelse de ağzının payını versem» diye sabırsızlanıyordum.
Bize okutulan derslerde siyasi rejimlerin tanımları da yapılmıştı. Kapitalizm demek tek kelimeyle demokrasi demekti ve dünyanın en gelişmiş ve en güzel rejimiydi.Bu liseden aklımda kalan sosyalizm ve komünizm tanımları ise şunlar: «Sosyalizm herkesin buzdolabı olmasını isteyen bir aldatmaca» komünizm ise: «Herkesin aynı marka buzdolabı olmasını isteyen başka ve daha büyük bir aldatmaca»ydı.