Italo Svevo'nun, Duygusal Kısa Yolculuk kitabı; 60 yaşındaki Bay Aghios'un, kendi benliğini bulma arayışı içine girmesiyle birlikte, eşi ve çocuğunu yalnız bırakarak, uçsuz bucaksız bir tren yolculuğuna çıkmaya karar vermesiyle başlıyor.
*
Aghios'un, asıl uzaklaşmak istediği kişi yalnızca kendisi: 60 yaşına dek yaşadığı hayattan, mutluluk sandığı yanılgılardan, kısacası onun ruhunu uyuşturup ardından da bedenini kırıştıran her detaydan kaçmaya çabalıyor. Bunların sonucundaysa; tozlu yollarda kaybettiği, hiç tanışamadığı varoluşuyla tanışmak istiyor...
İnsan, varoluşunu tamamlayabilmek için etrafındaki herkesten uzaklaşır.
Yanıbaşında yalnızca kendisi kalır, tıpkı Aghios gibi.
Aghios, tren yolculuğunda, uzaklaştığı hayatı da ister istemez zihninde taşıyor. Burada da, yıllardır süren yaşamına oluşturduğu bağımlılığı görmekteyiz. Bir yandan eşini özlemesi, diğer yandan çocuklarını hatırlaması...
*
''Ondan uzaklaştıkça onu daha çok seviyorum'' (Syf 21.)
Bay Aghios, bu kısımda; eşinden uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğini hissediyor. Ama bu sevgi daha çok: alışkanlık, mecburiyet... Aghios, bu durumu kendine kabullendiremiyor. Eşi, genellikle Aghios'u umursamıyor. Umursamaması şu açıdan: elbette onu düşünüyor, konuşuyor, yanında olmaya çalışıyor... Fakat daha çok kendi istediği gibi oluyor. Aghios'un, evlilik hayatında sarf ettiği düşünceleri silik bir boyutta: bunu da şöyle örneklendirebilirim; Aghios, cebinde yüklü bir miktar parayla yolculuk yapıyor. Eşinin ise Aghios'a kaybedeceğine dair sitemi, iyi korumasını söylemesi, güvenmemesi, uyarma boyutunun aşırılığı; Aghios'un özgüvenini ve kendine olan güvenini zedeliyor. Aghios, yol boyunca parasını nasıl saklaması gerektiğini düşünüp, insanlara şüpheyle yaklaşıyor. Aghios'un kitabın serim kısmında başladığı ''yanında para