Laforet

İnsanın en tehlikeli düşmanı, yalnızca kendi yaşantısıdır.
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2021 48. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2021 16:05
Italo Svevo'nun, Duygusal Kısa Yolculuk kitabı; 60 yaşındaki Bay Aghios'un, kendi benliğini bulma arayışı içine girmesiyle birlikte, eşi ve çocuğunu yalnız bırakarak, uçsuz bucaksız bir tren yolculuğuna çıkmaya karar vermesiyle başlıyor. * Aghios'un, asıl uzaklaşmak istediği kişi yalnızca kendisi: 60 yaşına dek yaşadığı hayattan, mutluluk sandığı yanılgılardan, kısacası onun ruhunu uyuşturup ardından da bedenini kırıştıran her detaydan kaçmaya çabalıyor. Bunların sonucundaysa; tozlu yollarda kaybettiği, hiç tanışamadığı varoluşuyla tanışmak istiyor... İnsan, varoluşunu tamamlayabilmek için etrafındaki herkesten uzaklaşır. Yanıbaşında yalnızca kendisi kalır, tıpkı Aghios gibi. Aghios, tren yolculuğunda, uzaklaştığı hayatı da ister istemez zihninde taşıyor. Burada da, yıllardır süren yaşamına oluşturduğu bağımlılığı görmekteyiz. Bir yandan eşini özlemesi, diğer yandan çocuklarını hatırlaması... * ''Ondan uzaklaştıkça onu daha çok seviyorum'' (Syf 21.) Bay Aghios, bu kısımda; eşinden uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğini hissediyor. Ama bu sevgi daha çok: alışkanlık, mecburiyet... Aghios, bu durumu kendine kabullendiremiyor. Eşi, genellikle Aghios'u umursamıyor. Umursamaması şu açıdan: elbette onu düşünüyor, konuşuyor, yanında olmaya çalışıyor... Fakat daha çok kendi istediği gibi oluyor. Aghios'un, evlilik hayatında sarf ettiği düşünceleri silik bir boyutta: bunu da şöyle örneklendirebilirim; Aghios, cebinde yüklü bir miktar parayla yolculuk yapıyor. Eşinin ise Aghios'a kaybedeceğine dair sitemi, iyi korumasını söylemesi, güvenmemesi, uyarma boyutunun aşırılığı; Aghios'un özgüvenini ve kendine olan güvenini zedeliyor. Aghios, yol boyunca parasını nasıl saklaması gerektiğini düşünüp, insanlara şüpheyle yaklaşıyor. Aghios'un kitabın serim kısmında başladığı ''yanında para
1000Kitap
Duygusal Kısa YolculukItalo Svevo · 1984 Yayınları · 201722 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsan ruhu: geçmiş, gelecek, şimdi üzerine kurulu yaramaz bir saattir.
9/10
·81 syf.··
2021 52. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2021 13:20
Edouard Leve'in, "İntihar" adlı kitabı: yirmi yıl önce intihar eden yakın arkadaşının ölümüne, yaşamına dair arkasından yazdığı uzun bir mektuptan oluşuyor. Elbette bu durum çoğu okur gibi bana da inandırıcı gelmedi. Yaratmış olduğu ''hayali arkadaş'' üzerinden, aslında kendi ruhunu karşısına alarak söylemek istediklerini aktardığını düşünüyorum. Edouard Leve, ''İntihar'' kitabını yayınevine teslim ettikten birkaç gün sonra yaşamına son veriyor. * ''...ölümün dinginliği yaşamın acı dolu çalkantılarına üstün geldi.'' (Syf 70.) Edouard'ın, yaşama olan bakış açısı soyut, ölüme olan bakış açısıysa somut bir vaziyette karşımıza çıkıyor. * ''Kendine karşı çok sert davranırdın, oysa başkalarına hep sabırla, hoşgörüyle yaklaşırdın.'' İnsanoğlu yaşamdan kopmaya başladığı an, ilk önce ruhunu yarı yolda bırakır, ardından da kendi bedenini bir fazlalık gibi arkasından sürükler. Kitap boyunca da, yazılan mektupta içten içe bir sitem mevcut. ''İntihar sitemi doğurur, yaşamak öfkeyi'' İnsanoğluysa bu iki uçurumun arasında sıkışan renkli bir uçurtma misali soluklaşıyor... * ''Dünyaya uyum sağlayamadığını hissetmek seni şaşırtmıyordu da, dünyanın içinde yabancı gibi yaşayan birini yaratmış olmasına şaşıyordun. '' ( Syf 27.) Yazar, her cümlenin sonunda okuru karşısına alıp sorguya tutuyor. Bu da, kitabın temeline hizmet eden ''insanın yabancılaşması'' hakkında olan, derin, iğneli bir kuyu... Ve yine özellikle bu kısım bana Albert Camus'un- Sisifos Söyleni'ni hatırlattı; “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.” (Albert Camus- Sisifos Söyleni) İki yazarın ''insanın yabancılaşması ve intihar'' üzerine bir cevap, sorgu arayışını göz önünde bulundurduğumuzda;
Edebiyat
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,183 okunma
Duygular tanımsızlaştıkça insan ruhu göçebeleşir.
8/10
·240 syf.··
2019 12. kitabı
Genellikle bazı kişisel gelişim kitapları, insan duygularını oldukça üstünkörü, ısmarlama biçimde yazıyor. Daha doğrusu pazarlıyor. Açıkçası bu kitabın farklı yönü şöyle; aynı olayları "Psikolog ve Filozof" kendilerine özgü bakış açılarıyla yorumluyorlar. Net bir yargıdan ziyade, insanın da yorumda bulunmasına fırsat tanınıyor. Bu da okuyucu ile kitap arasında bir dostluk oluşturuyor. Binevi insan, kendi içindeki Psikolog ve Filozof ile de tanışıyor. Olaylar için verdikleri tanımlar, bazen beni tatmin etmedi. Fakat bu olumlu bir tatminsizlikti. Çünkü, yine bazı kişisel gelişim kitapları: yalnızca okuyucuyu tatmin edici cevaplar yazma peşinde. Bu yaklaşımında kitabı bakkal defterine dönüştürdüğünü düşünüyorum. Burada ise asla o yöne kaymamaları ve savundukları yaklaşımları tutarlı bir biçimde okuyucuyla buluşturduklarını görüyoruz. Mutluluk nedir? Bu sorunun net bir cevabı elbette olamaz. Kitapta da net bir doğru sonuç bulunmadığını düşünüyorum. Yine bazı sorular gibi, bu soruda yüzyıllar boyu cevaplanmaya devam edilecektir. Ve yine kitapta bazı sorulara bir cevap bulabilmekten ziyade, döngüsel bir anlatım görüyoruz. Bu da bence olması gereken yaklaşımlardan birisi. Giriş, gelişme ve sonuç: kesinlikle doğrusal düzlemde ilerliyor. Bu tarz kitapların sonunda, nötr olmamızın da doğal olduğundan yanayım. Roman, şiir, öykü gibi bakmamalıyız. Gerçeklik her zaman buzdur. Burada da, iki düşünce biçimiyle pekişen bir bilimsellik mevcut. Bu sebepten dolayı da, o soğukluğu derin hissetmeniz gayet normal. Nasıl kendi cevaplarımız, yorumlarımız herkesi tatmin edemiyor, çözümcü olamıyorsak: bu yaklaşımlar da tıpatıp aynısıdır. Tek farkı, bilimsellikten oluşan bir havuzun içinde kulaç atmamızdır. Böyle kitapların, insanın kendini yorumlama biçimini arttırdığını düşünüyorum.
1000Kitap
Psikolog ve FilozofJulian Baggini · Pegasus Yayınları · 2014193 okunma
''Gölge bellekler: atom bombasından daha tehlikelidirler''
8/10
·112 syf.··
2021 31. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2021 20:34
Marguerite Duras'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. ''Hiroşima Sevgilim'' senaryo tekniğiyle yazılmış bir kitap. Bu yüzden diyaloglar oldukça akıcı bir şekilde ilerliyor. Ek olarak ''Hiroşima Sevgilim'' kitabının, filmini de izlemenizi öneriyorum. 1959 yılında bir barış filmi çekmek için Hiroşima’ya gelen bir kadın ile Hiroşima’da mimarlık yapan adam arasında aniden başlayan aşkı, vazgeçilmezliği ve beraberinde getirdiği, "toplum sorgulamaları, yüzleşmeleri anlatır." Başlangıçta, Hiroşima'da gerçekleşmiş acı olaylar belgesel eşliğinde okuyucuya aktarılır. Yaşanan durumlar, bizi oldukça acı, yıkım dolu ve gri bir atmosferle buluşturur. ''Ayağı kopuk bir köpek. İnsanlar, çocuklar. Yaralar. Yanıklar içinde bağrışan çocuklar'' (Syf 21) ERKEK: Hiroşima'daki hastaneyi görmedin. Hiçbir şey görmedin Hiroşima' da... (Syf 19) Adamın defalarca kez bu sözü söylemesi, bizleri oradaki olayların içine sürüklüyor ve empati yapmamızı sağlıyor. Binevi burada yazar, sorumluluk, farkındalık duygumuzu ortaya çıkarmaya çabalıyor. KADlN: Senin gibi ben de var gücümle çırpındım, unutmamak için. Senin gibi, unuttum. Senin gibi ben de, avunmak bilmez bir belleğim olsun istedim; gölgelerden, taşlardan · bir belleğim. Hiroşima'da ölmüş birinin taş üzerine vurmuş gölgesinin fotoğrafı. (Syf 24) Bu kısımlardan sonraysa, yazarın bize kazandırmak istediği farkındalık kavramı, merdiven basamağı gibi artmaya başlıyor. Bunu da ''bellek kavramımız üzerinden'' devam ettiriyor. ''GÖLGE BELLEKLER'' Yazarın toplumdaki belleklerin; yanlış yanılsamaları, hiçliğe doğru süzülerek işlevsizleşmelerine olan sitemini ''Gölge Bellekler'' mantığı olarak yorumluyorum. * Farkındalık kavramının diğer basamağındaysa; kadının, geçmişte yaşadığı aşkı anlatır. İkinci Dünya savaşında, Alman bir askere duyduğu aşk, o
Edebiyat
Hiroşima SevgilimMarguerite Duras · Can Yayınları · 2011705 okunma
Mutluluk bahçesine dikenleriyle giren adam: Ted Hughes
Puan vermedi·66 syf.··
2021 28. kitabı
Ted Hughes'i, hep şu sözlerimle anımsarım; ''yarattığı dizeleri güçlü bir okyanusa dönüştüren ve hayata karşı tanımsızlaşarak boğulan... mücadelesi kayıp bir çoban dağarcığı'' Çukurunda ilerleyen bir göz, Genişleyip derinleşen bir yeşillik Tüm güç ve pırıltısıyla Kendi amacına yönelik, (Sayfa 18) Hughes'in, bence yaşamını özetlediği, lakin hiçbir zaman yüzleşemediği o dört dizesi: Her şeyi kendi amacına yönelikti, derinleşen yeşillikler değil, zifiriydi onun ruhunda. Ayrı gibiyim topraktan ve köklü değil de Düşürülmüş gibi dalgınca boşluktan bağlarım yok. (Sayfa 38) Ve en sonunda ruhunu da sokağın ortasında düşürdü. Alan oldu mu bilinmez. Ama onun ruhunu büyüten ve en iyi tanıyan Sylvia Plath'dı. Yaşam çabalıyor. Ölüm çabalıyor. Taşlar çabalıyor. Yağmur yorulmuyor bir tek. (Sayfa 40) Yorulmayan yağmur: Plath'ın,''göz yaşları ve aşk teriydi'' Hughes ise bu yağmurun altında yaşayan suçlu bir kargaydı. Suçlu suçlu uçup gitti karga... (Sayfa 44) Hughes, dolu dolu yağan neşeli yağmurun altından gitmeseydi eğer, henüz gözlerimizin açılmadığı zaman oluşan; ''Plath ile o kıyı kenarı mutluluklarını görebilmek, ılımlı bir güzellik katardı dizelerin arasında yaşayan biz insanlar adına'' Ve onların beraber yazdığı dizelere sarılabilmek / elzem bir ihtiyaç duygusu yaratabilirdi. Bazı sonların mutsuz bitmemesi gerekli! Benim için Ted Hughes & Sylvia Plath, bu cümlenin içinde yer almamalıydı. Özellikle, mutsuz sonların başrolünde sevdiğimiz yazarlar olunca fazlasıyla üzülüyorum...
Seçilmiş Şiirler-Ted HughesTed Hughes · Adam Yayınları · 198712 okunma