"Kapanmayan yara, iyileşmenin yollarını arar. Biri çıkıp da yarayı görene, varlığını kabullenene, duygulara kulak vererek yaranın nihayet kabuk bağlamasını ve iyileşmesini sağlayana dek hatırası sonraki nesillerde ortaya çıkar."
Ne yazık ki hassaslığı da tek bir cinsiyete layık buluyoruz: Kadın. Oysa dünyada birçok şefkatli baba, merhametli eş ya da nazik ağabey var. Pek çok kültürün erkeğe yüklediği güçlü olma zorunluluğu altında, erkeklerin, duygularını bihakkın ifade edemediği görüyoruz.
"Erkek adam ağlamaz" sözüyle ne çok erkek çocuk büyümüştür bu toplumda. Toplum olarak duygulara dair erkek çocuk aşmamız gereken pek çok kültürel tabu var. Toplumlar aileler üzerinden şekilleniyor. İşte bu yüzden, belki de özellikle erkek çocuklarımız ağladığında onları yürekleriyle iletişime geçmeleri için cesaretlendirmeliyiz. İnsanı insan yapan tüm duygular, bir güç olarak algılanmalı ve desteklenmelidir. Cinsiyet fark etmeksizin tüm çocukların şefkatli merhametli ve empati becerisi yüksek insanlar olarak yetişme kapasiteleri mevcuttur.
Sait Halim Paşa söylemişti sanırım: "Sosyal meseleler kanunlarla düzenlenemez. Sadece kanuni düzenlemelerle bu meselenin köküne kibrit suyu dökemeyiz: toplumsal olarak da bir dikkat gerekiyor. Mesela çıplak çocuk bedeninin reklamlarda kullanlamaması gerekir. Çocuklara doğrudan hitap eden, onlar müşteri kılan ve çocukları nesneleştiren reklamların bir denetime tabi tutulması ve yasaklanması lazım.