Vildan

İncelemeden ziyâde sadece bir yorum.
Puan vermedi·208 syf.·
2020 118. kitabı
Emeği, kağıtları, geçirilen vakti düşündüğüm zaman ortalama verilecek bir puan hesaplayamadım. Ne zaman ismini veyahut kapağını beğendiğin kitapları almaktan vazgeçeceksin Vildan... (Bir iç çekiş...) Evvelâ şu zamana kadar genelde beğendiğim kitapları ele alırken bu sefer beni rahatsız eden birkaç noktaya değinmek istiyorum. Çay edebiyatını yapmak kadar rahatsız eden bir durum çiçek edebiyatını yapmak oldu zannımca. Kitaptaki güzel cümlelerin varlığı, rahatsız edici satırlara mukâyese edilince güzel cümleler mahiyetini yitirip, elimde sadece okumaktan hoşnut olmadığım cümleler kaldı. -Bana hitap etmediğini düşündüğüm bir yazar oldu.- Zarif cümlelere, Bedii hitaplara, üslûba verdiğimiz önem aşikâr olmalı. Ama kitaptaki cümleler samimi olalım, yazalım derken tabiri caiz ise bayağılaştırılmış gibi geldi. Mesela her denemenin başında “Dağlım, Sarı çiçeğim, Duadan geldim sana yazmak istedim, özlediğim, türkülerle sevdiğim, yorgun çiçeğim, halay oynadığım,” gibi gibi hitaplar, kitabı okurken dikkatimi dağıtan satırların başlangıcı oldu. Yazarımız “Dağlım, sana, dostlarıma ve kendime yazıyorum.” diyor aslında. Sevgisi harflere, harfler cümlelere dönüşürken mektupları muhatabı ile arasında kalmalı diye düşünmedim de değil. İlk defa duyduğum “süt dişi” edebiyatı ise beni hayrete düşüren satırlar olmuştu. “Dağlım, süt dişim. Geçenlerde bir kardeşim ile konuşurken şöyle bir şey söyledi, yaşananları tavsir etmek için: Sanki bir kez yaşanırmış, sanki bir kez gerçekleşirmiş, sanki süt dişi gibi... Sanki süt dişi gibi. İnceliğe, nezakete, güzelliğe, bakar mısın ? Duam; süt dişin hiç düşmesin!” s. 36 Birkaç cümlesini iliştirip, kitabın muhtevası hakkında fikir sahibi olmak isteyen arkadaşlarımızın kararı kendisine bırakarak müsaadenizi istiyorum. “Geçenlerde bir kitapta şu satırları
Edebiyat
Dağlım Dağ Çiçeğimİbrahim Çolak · Mecaz Yayınları · 201957 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“KENDİ SESİNİ DUYAN İNSANLARA KURBANLAR KESEYİM...”
9/10
·344 syf.·
2020 97. kitabı
Dairesel bir zaman içinde dairesel bir olay örgüsü... Dönüşüm değil, olma hali, anlık mı ömürlük mü ya da dıştan içe bir temaşa hali mi... İbrahim kitap içinde, kitap yazar elinde, yazar kendi içinde, kalem kuvvetli. İbrahim hem çok hem yok. İbrahim bu kapıda. İbrahim kayıp diyarlarda, İbrahim arayışta, İbrahim nerede ? 304 sayfalık bir hazineden, ömür arayışının peşinden geliyorum. Çok yorgunum. İbrahim kadar yorgun... Sadece İbrahim’in mi bu satırlar peki... Hayır. Bu bir aldanış olurdu. Nasıl ki İbrahim, ibrahim değil zaman geçmiş, şimdiki veyahut gelecek değildi o halde yaşanılanlar, serzenişler ibrahim'e hususlastırılmış olamazdı. Güray abinin roman karakterine sunduğu rehber kitap gibi bu kitap da bize rehberlik ediyordu. Sahi İbrahim senin adın neden ibrahim diye sorduk çıktığımız bu yolda... "Sen her şeyin seninle alakalı olduğunu zannediyorsun,evladım, o kadar mı cahilsin ? ben kaybettim hayatımı ve ben arıyorum hayatımı, dedi İbrahim. bir tek sen mi ? ” dedi ihtiyar. İbrahim cevap veremedi. s.251 Cevabı olmadığını biliyordu İbrahim. O bize kitap kapağında adı ile sunulan ilk metafordu. Buyrulduğu üzere "ibrahim tek başına ümmettir." neden ? Birçok sınava tek başına tabi tutulduğu için miydi ? Yol boyunca düşündürüyorsun güray abi. Bizim İbrahim'in sınavı da tek başına. İçinde, derinlerde... Rüyanın içinde rüya gördüğümüz zamanlar olmuştur hatta uyandım sanarken uyumaya devam ettiğimiz veyahut dejavu sandığımız olaylar, gel-gitler... İşte bu kitapta ziyadesiyle hepsi mevcut. Gerçek sandıklarımız ile hakikatlerin kavramları dâhi tek tek mücadele ediyor satırlarda. “Gerçek dünya yalan dünyaydı. Aslolan öte dünyaydı. Öte dünya ise gerçek dünya değildi. Çünkü dünya değildi. Belki dünyaydı ama dünyada değildi. O halde, ibrahim dereye atılıp da boğulursa.." s.246
Edebiyat
İbrahim’in Kaybettiğini BulmasıdırGüray Süngü · İz Yayınları · 2020735 okunma
Bir muamma.
Puan vermedi·112 syf.·
2020 50. kitabı
Kitabın arka kapağındaki suali sordum kendime; bir şiir miydi okuduklarım yoksa bir hikaye mi ? Suale cevabımız muâmma. Bir mısra bir hikayeye, bir hikaye bir şaire,bir şair bir yazara, bir yazar bir hikaye’ye... Öyle de çetrefilli bir yoldu Sayıklar Bir Dilde. Tıpkı Güray Abi gibi. Uzun bir listem var Güray abiye dair, olsun da. Zira üslubu ile “hissedemiyorum” diyen kim varsa hissetmeye mutabık şekilde yön veriyor, külfetli ama pek keyifli. Tekrar eden cümlelerini başta garipsiyordum, ama hangimiz aynı cümleleri defalarca kurduğumuz halde anlaşılabiliyoruz ki ? Acaba Güray abi de öyle olduğunu mu düşünüyor ? Ben size özne+fiil+yüklem veya fiil+yüklem+özne gibi cümleleri birçok kez kullanabilirim, anlaşalım der gibi. Ya da hitabım şahsım der devam ederim. Ah evet evet bir de kendi kendine muhatap olması, dert sahibi olması yok mu... Kaleminin muhassas özelliği değil de nedir ? Kitabın şiir mi hikaye mi kısmına atıf yaparken şunu belirtmemiz lazım ki Güray abi 21 şairin 22 mısrasından yola çıkarak hikayeler derlemiş Sayıklar Bir Dilde. Hatta kitabımızın adı dahi Ece Ayhan’a ait bir şiirden alıntı. Şair, yazar buluşması gibi kitap. Hacmi ince, doyuruculuğu kuvvetli. Okuduğunuz mısra bir şiire ulaştırırken evvela dinlemenin keyfiyetine râm olmuşken sonra da ruhunuza hitap eden hikayelerde kayboluyorsunuz. Şiir ve şair dedik. Şiir nedir peki ? “Şiire hayat öpücüğünü veren şairdir” diyor İsmet abi. Biz bunu inkar etmiyoruz ama her şiir okuyucusu icin bir hikaye de değil midir ? O halde şiirin “sahibi” birçok okuyucu vardır. Şair kendisini keşif için kelimelerde seyahat ederken,okuyucu eksikliğini hissettiği şeyi bulmak veyahut hasretini gidermek icin şiire başvurmaz mı ? Ne kadar eksiliğini hissettiğimiz duygular var ise o kadar okuyoruz. Okuyabiliyorsak, hissediyoruz.
1000Kitap
Sayıklar Bir DildeGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 2020689 okunma
Mevzu: Hasbihâl.
Puan vermedi·280 syf.·
2020 34. kitabı
“Siz yazıyı seçiyor değilseniz de yazı sizi seçiyorsa, yani yazmak ölümcül bir zorunluluğa dönüşüyorsa, üstelik artık yazmak da yetmiyorsa bir seçimden söz edilemez.“ diyordu bir röportajında Bekiroğlu. Ne kadar acı varsa o kadar yazı mı var o halde ? Denemeleri hep vardı. Şiirden, romandan çok denemeler ile kalemi mevcudiyetine hakimdi. Bir ara şiire başvurduysa da Mustafa Kutlu’nun tavsiyesi ile pek devam edemedi. Ama şiirsel üslubu kendini hep muhafaza etti. Şiir gibiydi. Gibiden biraz fazla benim icin,öğrencisi olan arkadaslarıma da imrenmişimdir belki de hala... Kalem tutuşundan, kelamın dili ile bütünleşmesine kadar tanıklardı. İmzası olmasa dahi yazılarında ezberlerttiği üslubu ile tanıyordum Nazan hocayı oysaki. Eksiltili cümleleri, kelime oyunları, virgülleri nokta ile müşterek olmasından benim de üslubum bu diyordu adeta. Her kitabı lezzetli fakat yol hali ile bilmediğimiz yollarda yürütmesi pek hoştu. Kitabın sayfalarını aralarken gönül hanesine davet eder gibiydi. İcabet ile müşerreftim. Bunlar benim kederlerim bakınız burada sevinçlerim, birkaç tane de hatıralarım var. Çevirin sayfaları gezdiklerim, gördüklerim, sevdiğim filmler, kitaplarım, öğrencilerim, öğretirken öğrendiğim mesleğim, çocuklarımın mezuniyetleri, sevdiğim hocalarım, içimde ukte kalan babam, ayracının nerde kaldığını dahi unutamadığım annem, babamdan yadigar kalan yazarlığım ve niceleri... Kalbini açması, kalemindeki mürekkebin,samimiyet ile hemhal olmasıydı. O dividini hokkasına batırdıkça kanattığı yalnız kendisi değildi. Evet roman olarak Nar ağacı âla, ama denemelerinde yol hali ile aliyyül-âla indimde. Nahifliğinin demlendiği, kitap dizdiği raflarda tekrar tekrar müşahede ettim. Rikkate bakınız efendim. Raflarında yazar iki dostu sırt sırta vermesi, altta kalsa olmaz, üstte koysam
1000Kitap
Yol HaliNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20221,647 okunma
“Kültür arastası”
Puan vermedi·348 syf.·
2020 12. kitabı
*Reşat Şen’in dediği gibi: “Marmara’dan nasibini almamış kişi,demini almamış çaya benzer” diyerek buyrun efendim düşelim yollara. Beyazıt meydanına doğru ilerleyelim. Durak noktamız “Nuhun Gemisi” diye betimlenen Marmara kıraathanesi. Bu kıraathaneyi diğerlerinden ayıran ön tarafta ayrılan 10-15 masaydı. Kimler geçmedi ki bu masadan,bir yudum çayda hangi fikirler tartışılmamış,kimlere yardım edilmemiş, dönemin hangi olayları konuşulmamış,bir masada şairler şirini dillendirirken diğer masada hangi felsefi konuşmalar yapılmamış. Bu masada yok yok. “Kültür arastası” diye söylenilen tabiri çok isabetli ya da mezun olunmayan hayat okulu... Bir sandalye ile yer açalım kendimize,kimlere misafirhane olmuş,unutulamamış bu kıraathane... Sezai Karakoç,Necip Fazıl,Ziya Nur Aksun,Mehmed Genç,Necip Fazıl’ın manevi oğlum dediği Hilmi Oflaz,Binbaşı Hüsrev, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihat Atsız, İzzeddin Şadan,Filozof Cemal,Tarık Buğra ve ismini saymadığımız “nice ölülere daha uzun yıllar,belki de ebediyen bu silah hayat verir” diyerekten kalemi ile kast olunan,unutulmayan birçok yazar ,şair,politikacı,gazeteci... Bu kıraathanede her çeşit insan vardı, Dahiler ve deliller. Siyah-beyaz. Küçük-büyük. Zıttıyla kaim olan her şey mevcuttu. Alimin ve cahilin, talebenin ve profesörün, komünistin, milliyetçinin,faşistin,aynı masada buluştuğu,fikirlerini kavuşturduğu ortak bir hikaye.Hikaye diyorum çünkü kitapta kıraathane hikayelerine dahil olan kendini sanata adamış,keşfedilmemiş olduğu ile yakınınan bir karakterimiz var. Maksud Çamur ya da “yırtıcı ve sanatkarca” diye değiştirdiği ismi ile nam-ı değer Kartal Dağyeli. Şimdi asıl hayat hikayemize dönelim,kitabı okurken kitaptan dinleyeceğimiz çok yaşanmışlıklar var.Necip Fazıl’ın hükümete hakaretten yargılanan bir dava süreci, Sezai Karakoç’a
1000Kitap
Dahiler Ve DelilerMehmed Niyazi · Ötüken Neşriyat · 2023430 okunma