Hayatına son vermek için bilinçli planlar yapmıyordu; bunun için fazla çaba gerekirdi. Daha çok, Sidney Caddesi boyunca yürürken hızla geçen otobüslere bakıyor ve içlerinden birinin ona çarpmasının o kadar da kötü olmayacağını düşünüyordu. Kemiklerinin çatırdadığını, kanının kaldırıma sıçradığını hayal etmekten hoşlanıyordu. Ölümün tam olarak hangi sebepten geleceğini bir oyun haline getirmişti: Kafatasının parçalanıp beynine saplanması mı? En iyisi bu olurdu. Çok daha beteri, iç organlarının dağılmasıyla bedenin geri dönülmez biçimde parçalanması ama yine de acıyı hissetme, düşünme ve bunun son olduğunu kavrama yetisinin bozulmadan kalmasıydı. Eğer ölecekse, önce kafasına darbe alarak ölmeyi isterdi.