Bencilliğin güdülediği, empati yeteneğinden yoksun, başkalarına karşı en ufak bir merhamet duymayan bireylerin meydana getirdiği bir uygarlığın da, çok fazla yükselemeyeceği muhakkaktı.
Görünüşe göre Dünya ele geçirilmişti ve yeniden şekillendiriliyordu. Hem de Samanyolu’nun sarmallarından ya da başka bir galaksiden gelen ET’ler tarafından değil, bütün doğa kanunlarının Dünyamızdakilerden tamamen farklı olduğu bir başka evrenden gelenler tarafından.
"böyle verimsiz koşullar altında zirvesiz'e olan sadakatlerini bir yana bırakıp dağ'ı destekleyecek pek çok fener çıkabilir."
"sanırım siz onlardan biri olmazdınız ama, öyle değil mi, şansölye? eğer dağ zirvesiz'i yok eder ve şehri alırsa, ben ölmüş olurum. tüm ailem ölmüş olur. sonrasında olacaklar yalnızca sizlere olur."
Neil kumanda cihazının kapatma düğmesine bastı ama televizyon kapanmadı. Neil bir kez daha denediyse de yine başarılı olamamıştı.
Birtakım alaycı varlıkların kontrolündeki ekranda, korkunç cinayet ve vahşi tecavüz sahneleri birbirinin peşi sıra akıp duruyordu. Ekranda insanlığın en yoz ve en acımasız halinin ürkütücü bir kurgusu gösteriliyordu.
"Bunların hepsi palavra,” dedi Neil sıktığı dişlerinin arasından. “Bunlar bizi temsil etmiyorlar. Hepimiz böyle değiliz.”