Burada, dağın zirvesinde ayakta duruyorum. Başımı göğe kaldırıp kollarımı açıyorum. Bu, benim vücudum ve ruhum, bu bütün araştırmalarımın neticesi. Etrafımdaki şeylerin anlamını bilmeyi dilemiştim. O anlam benim. Var olmanın bir ispatını bulmak istiyordum. Var olmak için ispata ihtiyacım yok, varoluşum için bir onay sözcüğüne ihtiyacım yok. İspat da onay da bizzat benim.
Kendi ruhlarımızda haritalandırılmamış araziler içindeymiş gibi yaşıyoruz. Bildiğimiz bir kaç dönüm arazinin içinden çıkmıyor, en yakınlarımızı bile yalnızca bizimle kesişen sınırları kadar tanıyoruz.
Ölüm, dünyadan geçeni kutsallaştırdığı gibi günahlarını da unutturur. Glennard’ın tanrısı; yaşayanların, var olanların, gerçeklerin ve somutların tanrısıydı. Bugüne kadar yaşayanların tanrısının huzurunda, başarı ve tutkularımızın örtüsü altında, ölümün amansız kılıcını döven kutsal güçlerden bihaber yaşamıştı.