Kişiliğiniz, içine kapatıldığınız bir hapishanedir. Ruhum güçlü duyguları, güçlü heyecanları yaşamaya yönelik şiddetli bir istekle yanıp tutuşuyor, gönlüm bu renksiz, siğ, belli normlara uydurulup sterilize edilmiş yaşama ateş püskürüyor. Bir mağazayı, bir katedrali ya da kendimi kırıp dökmek için çılgınca bir heves duyuyorum. Çünkü her şeyden çok kin beslediğim, nefret edip lanetlediğim şey bu hoşnutluk, bu sağlıklı durum, bu rahatlık, bu Özenli iyimserlik. Düş kırıklığına uğramış bir halde yürüyorum, nereye gittiğimi bilmiyorum. Ne bir hedef var önümde, ne uğrunda çaba harcayacağım bir şey ne de bir ödev. lğrençti tadı yaşamın, içimde epeydir biriken tiksintinin doruk noktasına ulaştığını duyumsuyordum, yaşam beni içinden kusup atmıştı. Sanki her şey balçık ve cenaze alayı kokuyordu. Nereye baksam, düşüncelerimi nereye yöneltsem, hiçbir yerde beni bekleyen bir sevinç, bana yollanmiş bir çağrı, beni kendine çekecek bir şey göremiyordum. Her şeye kokuşmuş bir yıpranmışlığın, kokuşmuş yarı memnunlukların havası sinmişti. Nasıl da bu feci durum usuldan usuldan, sinsice gelip çullandı Üzerime. Bu tutukluluk, Kendime ve herkese karşı bu nefret, Tüm duygulardaki bu tikanıklık,
Bu koyu,
Bu lanet olası bezginlik.
Yalnizlık bağımsızlıktır, yalnızliğı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulade sessiz ve büyük. Kendisini bu dünyadan, bu yaşamdan dışlanmış görmesine karşın tutup canına kiymıyor, çünkü bir inanç kalıntısı, gönlündeki bu azgın acıları son damlasina kadar yudumlayarak ölüp gitmesi gerektiğini söylüyor kendisine.
Tanrım, yaşamım nasıl da bulanık bir yanlışlıklar komedisine dönüşmüştü.