'Eğer öküzlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve onlar elleriyle insanlar gibi resim yapmasını ve sanat eserleri meydana getirmesini bilselerdi, atlar tanrıların biçimlerini atlarınkine, öküzler öküzlerinkine benzer çizerlerdi ve onların her birine de kendi türlerine uygun bedenler verdirirlerdi (...) habeşler tanrılarının kara ve basık burunlu, trakyalılar ise mavi gözlü ve kızıl saçlı olduklarını söylerler.'
dayanamıyordum. nesnelerin bunca yakın olmalarına dayanamıyordum. bir kapıyı itiyor, içeri giriyorum; tüm varoluşlar bir atılışta doruklara konuyorlar. kendime geldim şimdi, nerede olduğumu biliyorum. parktayım. koca koca gövdeler gökyüzüne uzanan kara ve boğumlu eller arasında bir sıranın üzerine bırakıyorum kendimi. bir ağaç, ayaklarımın
altında, toprağı bir kara tırnakla kaşıyor. kendimi bırakmak,unutmak, uyumak istiyorum. ama yapamıyorum bunu; boğuluyorum: varoluş her tarafımdan, gözlerimden, burnumdan, ağzımdan içeri dalıyor. birden, perde yırtılıyor, anladım artık, gördüm.
birkaç adım atıp duruyorum. içine düştüğüm bu tüm unutuluşu tadıyorum. iki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor. beni kim hatırlar?
"bana bir de tuhaf gelen
neron'ların hitler'in sandıklardan çıkması
seçenlerin seçilenden korkması
rüşvetin papaz gibi girip çıkması
suçun ülke yönetmesi örneğin
ve zincire vurulması suçlunun"