Kadın başını salladı, içini çekti ve dikişine devam etti. Martin'in eve sarhoş geldiği konusunda anlaşmışlardı. Güzelliği tanımak, ruhlarına yerleşmemişti. Bu parlak gözlerin ve ışıl ışıl yüzün, delikanlının ilk aşkından ileri geldiğini anlayabilirlerdi yoksa.
Sigarasını yaktı, iyi geceler diledi ve yürümeye devam etti. "Aynasız beni sarhoş sandı. " Kendi kendine gülümseyip düşündü. "Belki de sarhoşum," diye devam etti. "Ama bir kadın yüzünün beni allak bullak edeceği hiç aklıma gelmezdi."
En sonunda o kadına rastlamıştı. Kadınlar üstüne pek kafasını yormadığından şimdiye dek düşünemediği ama uzak da olsa bir gün tanışmayı umduğu kadınla tanışmıştı. Masada yanına oturmuştu. Ellerini, ellerinin içinde duyar gibi olmuş, gözlerinin içine bakmış ve olağanüstü güzellikte bir ruh görmüştü. Ama bu ruh, içinde parladığı gözlerden, ona anlam ve biçim veren vücuttan daha güzel değildi.
Uğrunda yaşanılacak, savaşılacak, kazanılacak ve evet, ölünecek bir şey vardı onda. Kitaplar doğruydu. Yeryüzünde böylesine kadınlar vardı. Bu da onlardan biriydi. Düşlerini kanatlandırmıştı onun.