Her şeyi tek başına halletmiş olmanın o ağır güçlülüğü, insanı bazen hiç beklemediği bir anda bir bankta otururken hüngür hüngür ağlatabiliyor. Çünkü kimseye yaslanmadan yürümek, kimseye yük olmadan yaşamak; dışarıdan bakıldığında sağlamlık gibi görünse de içten içe biriken bir yorgunluğu da beraberinde getiriyor. Ve sonra, belki bir kedinin başını okşarken bile derin bir mahzunlukla bakıyorsun etrafa; çünkü o küçücük canın sıcaklığı bile yıllardır taşımak zorunda kaldığın yükleri hatırlatıyor.
Çok güçlü olmak, çoğu zaman kimsenin bilmediği sessiz bir savaş taşımaktır. Dışarıdan bakıldığında ayakta duruyormuşsun gibi görünsen de, içindeki çatlaklar her adımda kendini hissettirir. İnsan bazen en sarp tepeleri geçer, en keskin rüzgârların içinden yürür, ama tam düzlüğe varınca bedeninin titrediğini fark eder. Çünkü yol bitince, aslında ne kadar yorulduğunu ilk kez gerçekten duyarsın. O an dizlerin çözülür, yüreğin ağırlığını koyar ve hayat bir anlığına seni olduğun yerde durdurur. Bu duruş bir yenilgi değildir; aksine nefesini geri kazandığın bir ara duraktır. Ve insan ancak böyle anlarda, kendine gösterdiği şefkatle yeniden toparlanıp yoluna devam edecek gücü bulur.