Hatırladığı ber anı canını yakıyordu ama hâlâ hatırlamadıkları vardı; hiçbir zaman o baharatlı pilavın öyküsünü bilemeyecekti, hiçbir zaman ağlamama sözünün verildiği günü de ve nicelerini. Hepsi ama hepsi Korelle beraber ölmüştü, ona anlatacak kimse de yoktu.
En kötüsü ise hiçbir zaman Korel'in bahsettiği kar küresini bulamayacaktı ve Korel'in gözlerini kapatmadan önce elinden düşen bilyenin hikâyesini bilemeyecekti. Ne acı ki, Korel'in okutmak istemediği o üç mektuba ise asla ulaşamayacak, yeni cümlelerini okuyamayacaktı. Azap ölenlere değil, geride kalanlara aitti.
Peki ya kalbimiz kıyametimiz miydi?
Evet, kalbimiz bazen kendi kıyametimiz değil, bir başkasının kıyametiydi. Korel Erezli'nin kıyameti, Minel Karaer'in kalbiydi.