Tanrıyı bulmak için, onun yaşadığı düşünülen tapınaklara gitmek gerekmez. Onun mevcudiyetini kavramak için bir yerden bir yere gitmek zorunda değiliz. Bunun yerine, bizzat kendimiz, tanrısal mevcudiyetin kendini ifşa edebileceği canlı bir tapınağa dönüşmeliyiz.
Bir anlamda bilinç, olağan bir durumdan kopuş yaşandığı zaman kendini gösterir: Sözgelimi hastalık, kendisinin bilincine varmamızı sağlayan büyük bir sarsıntı yaratır. Ancak, eğer sağlıklı isek, bedensel durumumuzun bilincinde olmayız.
Maddi dünyada dahi, bir temaşada bulunduğumuzda, özellikle de bu temaşa büyük bir açıklık içinde yaşandığında, bir düşünce edimiyle kendimize doğru bir geri dönüş yapmış olmayız; kendimize sahip hale geliriz ve temaşa edimi tümüyle nesnesine yönelir, biz o nesnenin kendisine dönüşürüz... artık yalnızca gizil surette kendimiz oluruz.
İnsan beninin tüm karmaşası burada yatar. Yalnızca bilincine sahip olduğumuz şeyiz...
Tinsel dünya, 'ben'in göksel alanlarla ayrıldığı bir yeryüzü-ötesi yahut kozmik-ötesi mekân değildir. Geri dönülmez bir biçimde yitirilmiş ve yalnızca tanrısal lütfun 'ben'i ulaştırabileceği bir ilksel hal de değildir. Hayır, tinsel dünya en derindeki benden başka bir şey değildir.