Pierre Hadot

Pierre Hadot

Yazar
8.4/10
22 Kişi
·
55
Okunma
·
15
Beğeni
·
972
Gösterim
Adı:
Pierre Hadot
Unvan:
Filozof, Felsefe Tarihçisi
Doğum:
Fransa, 1922
Ölüm:
Fransa, 2010
Fransız filozof ve felsefe tarihçisidir. Özellikle neoplatonizm konusu üzerinde çalışmaktadır. Antik Yunan hakkında çalışmalar yapmış ve Fransa'da Ludwig Wittgenstein konusunda ilk söylemlere sahip kişidir. Bazı kitapları: İlkçağ Felsefesi Nedir? (Dost Kitabevi, 2010), Wittgenstein ve Dilin Sınırları (Doğu-Batı Yayınları, 2009)
Bilge insan, salt tinsel yaşamının mevcudiyetiyle, hem kendisinin bayağı yanlarını hem de çevresindeki insanları dönüştürür.
Dilimin sınırları dünyamın sınırlarını gösterir.
Pierre Hadot
Sayfa 25 - Doğu Batı Yayınları, Wittgenstein, Tractatus logico-philosophicus
Gösterdiğimiz şey, bizim ona ilişkin bilgisizliğimizdir; ondan bahsetmekten aciz oluşumuzdur...
Pierre Hadot
Sayfa 24 - Doğu Batı Yayınları
“İşarete anlamını [ime imlemini] veren, nesne değildir, ama anlamının nesnesini tahayyül etmemizi bize dayatan, işarettir.”
Pierre Hadot
Sayfa 73 - Doğu Batı Yayınları, Brice Parain
Nitekim, ruh tüm hakikatleri tekrâren tetkik etse de, bize onları açıklamasını ve yargılamalı bir biçimde anlatmasını istesek de, ruh bizim bildiğimiz hakikatlerden kaçar; zira yargılamalı düşünce bir şeyi açıklamak istediğinde, önce bir şeyi sonra başka bir şeyi kavraması gerekir. İşte bu, yolun bizzat kendisidir. Peki, sonsuz derecede saf bir şeyde nasıl bir "yol" olabilir?
İşte sen de fazla olan ne varsa at, eğri büğrü olanı düzelt, karanlık olan her şeyi temizle ve parlat; erdemin ilâhi ışıltısı senin için ışıldayana dek, "Bilgeliği kendi kaidesine kurulmuş" bulana dek, "kendi heykelini yontmaya" devam et. O heykele dönüşebildin mi? Onu görebildin mi?... Eğer o heykele dönüştüğünü görüyorsan, o zaman, bizzat bir görüye dönüşerek, kendine güvenerek, bir yandan burada kalırken bir yandan yükselerek, hiçbir kılavuza muhtaç olmadan, gözlerini iyice aç ve bak!
Platoncu aşk, bir dizi zihinsel işlemler yoluyla Güzelin temaşasına dek yükselirken, Plotinosçu aşk her türlü faaliyete son vererek, ruhun güçlerini tümüyle uyutarak, her şeyi unutarak vecd adını bekler ve böylece Tanrı’nın kendisini zaptedeceği ana hazır olmaya çalışır.
Yanılsama (illusion), der Wittgenstein filozoflara, bu gündelik dilden uzak, derinlik ve hayranlık arama yanılsamasıdır. Kendisine yöneltilecek itirazı hayal eder: “Ama araştırmanız ne bakımdan önem kazanabilir, mademki ilginç olan, önemli olan her şeyi yıkıyor?” Wittgenstein cevap verir: “Yıktıklarımız iskambilden evlerden başka bir şey değildir ve biz onların üzerinde yükselmiş oldukları dil zeminini temizliyoruz (§ 118)”. Bizi hayran bırakması gereken, en basit, en aşina olandır: Süleyman’ın sahte zaferi yerine tarlalardaki zambakların ihtişamını yeğlemeyi bilmek gerekir
117 syf.
·3 günde
Wittgenstein'ın dile dair fikirlerini ne ben buraya ne de yazar Pierre Hadot 117 sayfaya sığdırabilir. Lakin kitaptaki düşünceye bakacak olursak Wittgenstein'ın felsefede filozofların düştüğü örümcek ağı üzerine biraz düşünebiliriz diye düşünüyorum.

Wittgenstein filozofların genelde anlamı bilinmeyen kavramlar kullanıp halktan anlaşılmayı bekledikleri lakin sonuç olarak iki tarafında kaybeden tarafta olduğuna vurgu yapıyor. Filozofun kaybı halk tarafından anlaşılamamak, halkın kaybı ise filozofların fikirleriyle tanışamamak. Onun için Wittgenstein, " Felsefenin amacı düşüncelerin mantıken aydınlatılmasıdır. Felsefe bir öğretim değil, bir etkinliktir. Felsefi bir eser o halde aslen ' açıklamalardan' oluşur. Felsefenin neticesi, 'felsefi önermeler' değil, önermelerin aydınlatılmasıdır. Felsefe, başka türlü bulanık ve karmaşık olacak düşünceleri açık kılmalı ve kesinlik ile sınırlamalıdır." diyor. Burada Ockhamlı William'ı da anmadan edemiyor. Ochamlı William'ın Usturası, eğer belirli bir fenomeni açıklayan iki rakip teori varsa, bunlardan daha basit olan tercih edilmelidir anlamı taşımaktadır. Buradan da basit olanın yani halkın gündelik hayatta kullandığı dil kullanılmalıdır anlamını çıkarabiliriz. Lakin bence filozofun veya bilim insanının anlaşılmak için halkın seviyesine inmesi pek olağan değildir gerek kavramsal dilin sınırları gereksede bazı tanımlamalara denk gelecek kavramların filozoflara ait olmasından dolayı. En doğru yol denge bir noktada iki kesimin buluşmasıdır gerek halk gereksede filozof veya bilim insanının dilinde tavizler vermesidir. Bazı kavramların sınırlarını konuyu açıklamadan önce, başlangıçta, çizmek en doğru olacaktır. Misal doğru-gerçek, zaman-süre, etik-ahlak...gibi kavramların sınırları başlangıçta çizilmelidir.

Wittgenstein kullandığı dile baktığımızda ise maalesef eleştirdiği dil yanlışına kendisi düşmekte ve çoğu kimsenin anlayamacağı bir dil kullanmaktadır. Aslında en büyük hata eleştirilerimizi karşı tarafa yönelik yapıp kendimizi o çemberin dışında görmemizdir. Onun için eleştiri esnasında kendimizi çemberin içine sokmalı çoğu zaman aynada kendimizede yöneltmeliyiz eleştiriyi.

Kitapla kalın.
117 syf.
·Puan vermedi
Wittgenstein'in Tractatus Logico-philosophicus ve Felsefi Soruşturmalar kitaplarını okumadan önce okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap. Yazarın Wittgenstein'den sık sık birbirini tekrar eden alıntılar yapması başta sıkıcı gelmişti ama sonra aşinalık adına faydalı olabileceğine kanaat getirdim.
147 syf.
·10/10
Plotinos 205-270 yılları arasında yaşamış, Platon felsefesinin daha mistik bir yorumu olan Yeni Eflatunculuk akımının kurucusu bir filozoftur. Bu akım hem Hristiyanlık hem de İslam felsefesi ve tasavvuf düşüncesi üzerinde de etkili olmuştur. İslam tasavvufu ile etkileşimine yeri geldikçe kısaca değineceğim. Pierre Hadot'un 147 sayfalık bu ince eserini Plotinos'un felsefesine bir giriş kitabı olarak değerlendirebiliriz. Kitap 7 bölümden oluşuyor. İlk bölümde Plotinos'un portesi verildikten sonra diğer bölümlerde çeşitli başlıklar altında onun felsefi görüşleri yapılan alıntılarla da desteklenerek okuyucuya aktarılıyor. Şimdi kitabı bölümlerine göre inceleyelim.



1. Plotinos'un Portresi: Bu bölümde Plotinos'un yaşamı hakkında bilgilere, hocalarına ve etkilendiği filozoflara dair bilgiler verilmektedir.



2. Ben'in Mertebeleri: Plotinos'a göre benimiz Tanrı'dan kaynaklanarak maddeye yayılır. Bu yüzden insan dünyadayken bile aynı zamanda ilahi alemde de varlık sahibidir. İnsan öldüğü zaman ruhu bu kesret alemini terk ederek birliğe tekrar ulaşacaktır. Kesret aleminde yaşadıkları için insanlar aşılmaz bir biçimde bilinçli ve ikilik halindeki varlıklardır ve ancak geçici benliklerine dair bilinçlerini yitirdikleri özel anlarda kısa bir süre için de olsa asıl benliklerine dair bir bilince sahip olabilmektedirler. Bu da anımsama halinden mevcudiyet haline geçmekle mümkün olmaktadır. Çünkü birlik aleminde sadece mevcudiyet ve temaşa vardır, anımsama yoktur.



3. Mevcudiyet: İnsanlar, gnostiklerin yaptıkları gibi bu dünyayı küçümsememelidirler. Bu dünya ve evren de Tanrı'nın yaratıcı gücünün eseridir ve ilahi bir öze sahiptir. Onu sorgulamak yerine onda ilahi olanı sezgisel olarak kavramaya çalışmak gerekmektedir. Tanrı bu dünyada ve tüm varlık aleminde mevcut durumdadır ve tüm mevcudiyet onun varlığının çeşitli görünümlerinden ibarettir. Her şey bir bütünlük ve birlik içindedir. Bu, İslam tasavvufunda vahdet-i vücud anlayışı ile dile getirilir.



4. Aşk: İnsanların bir diğerine ya da bir şeye karşı duyduğu aşk aslında ilahi olana duyulan aşktır. Kişiyi kendine aşık eden biçimdeki güzellik aslında Tanrı'nın iyiliğinin o biçimdeki yansımasından başka bir şey değildir. Biçimler, biçimsiz olanın ancak soluk bir gölgesidir. Bu düşünce de İslam tasavvufunda ilahi aşk düşüncesiyle açıklanır.



5. Erdemler: Plotinos'a göre erdem Tanrı'yı sürekli bir dikkatle temaşa etmektir. Ona göre her varoluş aslında bir temaşadır ve insan bedeninden ayrılıp Tanrı'ya döndüğü zaman da onu temaşa etmekten başka bir şey yapmaz. İslam'da da bu düşünce ayet ve hadislerle desteklenmektedir. Şu ayeti örnek verebiliriz: “Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).” (Kıyamet, 75/22-23)



6. Tatlılık: Bu bölümde Plotinos'un çevresindeki insanlara karşı güleryüzlülüğünden, iyilikseverliğinden ve tatlılığından bahsedilmekte, tatlılık onun felsefesinin bir öğesi olarak izah edilmektedir.



7. Yalnızlık: Plotinos'u ölmeden önce yaşadığı bulaşıcı hastalık nedeniyle tüm öğrencileri terk etmiş, onun yanına yaklaşamaz olmuşlardı. Son yazılarında da sanki bu yalnızlığı kast edercesine bilge kişinin çektiği acılara sabırla tahammül etmesi, kimseye kendini acındırmaması gerektiğini söyler. Bu bölümde ayrıca insanın ilahi yurdundan ayrılarak neden bu dünyaya gelip acı çekmesi gerektiğinden bahsedilir. Plotinos'a göre insan iyi ve kötüyü aynı zamanda deneyimlemezse onları birbirinden hakkınca ayırt edemez ve kötüyü yaşamadan iyiliği gereğince tadamaz. İşte bu, dünyadaki yaşamımızın hikmetidir.



Plotinos'un aslında İslam tasavvufu aracılığıyla düşüncelerine aşina olduğum bir filozof olduğunu gördüm ve bunu örnekler vererek kısaca izah ettim. Plotinos'u ve Yeni Eflatunculuk felsefesini irdeleyen bu kitabın benim gibi metafiziğe ve İslam tasavvufuna ilgi duyan kişiler için oldukça zevkli bir okuma olacağını düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Pierre Hadot
Unvan:
Filozof, Felsefe Tarihçisi
Doğum:
Fransa, 1922
Ölüm:
Fransa, 2010
Fransız filozof ve felsefe tarihçisidir. Özellikle neoplatonizm konusu üzerinde çalışmaktadır. Antik Yunan hakkında çalışmalar yapmış ve Fransa'da Ludwig Wittgenstein konusunda ilk söylemlere sahip kişidir. Bazı kitapları: İlkçağ Felsefesi Nedir? (Dost Kitabevi, 2010), Wittgenstein ve Dilin Sınırları (Doğu-Batı Yayınları, 2009)

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 55 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 103 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.