İlkçağ Felsefesi Nedir?

·
Okunma
·
Beğeni
·
388
Gösterim
Adı:
İlkçağ Felsefesi Nedir?
Baskı tarihi:
Aralık 2011
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752984370
Orijinal adı:
Qu'est-ce que la Philosophie Antique?
Çeviri:
Muna Cedden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Bu kitabın amacı, İlkçağ felsefesinin temsil ettiği tarihi ve ahlaki olguyu genel ve ortak çizgileriyle betimlemeye çalışmaktır. Okurun aklına, konuyu neden artık çok gerilerde kalmış İlkçağ felsefesiyle sınırlıyoruz diye bir soru gelebilir. Buna verebileceğim birden fazla yanıt vardır. Öncelikle, İlkçağ felsefesi benim belli bir uzmanlık kazandığımı umduğum bir alandır. İkincisi, Aristoteles'in de dediği gibi, şeyleri anlayabilmek için onları gelişmekteyken görmeli ve doğdukları andan itibaren ele almalıyız. Bugün "felsefe"den söz edebilmemizin nedeni, Yunanlar'ın "bilgelik aşkı" anlamına gelen philosophia kavramını yaratmış olmaları ve bu Yunan philosophia geleneğinin Ortaçağ'a ve ardından Modern Zamanlara aktarılmış olmasıdır. Dolayısıyla felsefe olgusunu kaynağından ele almalı ve bunun geçmişte ortaya çıkarak günümüze kadar evrimleşen tarihi bir olgu olduğunun bilincini taşımalıyız." İlkçağ felsefesi konusunda alanın en tanınmış uzmanlarından biri kabul edilen Pierre Hadot'dan zihin ve ufuk açıcı bir inceleme.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Başına gelenin senin istediği gibi gelmesini bekleme, başına gelenin geldiği gibi gelmesini iste, böylece mutlu olursun.
Sokrates sık sık İsa'yla karşılaştırılmıştır. Bu iki kişiliğin, diğer benzerlerine oranla, son derece sınırlı bir zamanda ve mekanda etkinlik göstermiş olsalar da dünya üzerinde tarihi anlamda etkileri olmuştur. Sokrates minicik bir kentte, İsa ise minicik bir ülkede yaşamıştır, her ikisinin bir avuç öğrencisi olmuştu. Her ikisi de hiçbir şey kaleme almamıştır, ama elimizde haklarında yazılmış "göz" tanıklıkları vardır: Sokrates hakkında, Ksenophon'un Memorabilia (Anılar) başlıklı eseri ve Platon'un diyalogları; İsa hakkında değişik yazarların elinde çıkmış İnciller. Oysa Sokrates'in ve İsa'nın tarihsel anlamda nasıl birer kişilik oldukları üzerinde elimizde hemen hiç bilgi bulunmaz. Her ikisinin de ölümünden sonra öğrencileri ustalarının mesajlarını yaymak için okullar kurmuştur. Oysa Sokratesçilerin kurdukları okullar birbiriyle büyük farklılıklar gösterirken Hırıstiyanlığın ilksel biçimleri arasında o kadar çok fark olmamıştır, buradan da Sokrates'e özgü tavrın ne denli karmaşık olduğunu anlıyoruz.
Sokrates'e özgü paradoksu şimdi daha iyi anlıyoruz: Hiç kimse gönüllü olarak kötü değildir. Bir diğeri: Erdem bilmektir. Demek istediği, eğer insan kötülük yapıyorsa, bunun nedeni kötülüğün içinde iyilik bulduğunu sanmasıdır; ve eğer erdemliyse, bunun nedeni gerçek iyiliğin nerede olduğunu tüm ruhuyla ve tüm varlığıyla bilmesidir. Demek ki, filozofun rolü, yalnızca, muhatabının neyin gerçek iyilik olduğunu ve gerçek değerin ne olduğunu sözcüğün tam anlamıyla "idrak etmesini" sağlamaktır. Sokrates'e özgü bilginin temelinde iyiliğe duyulan sevgi yatar.
İlk filozoflara göre, bir kişinin filozof olması, yaratıp geliştirdiği felsefi söylemin özgünlüğüne ya da bolluğuna değil, yaşam biçimine bağlıdır. Filozof her şeyden önce zamanla en iyi insan olmalıdır. Bir söylem ancak bir yaşam biçimine dönüşebildiği ölçüde felsefi olabilir.
Gerçek bir diyalog yalnızca sahiden diyaloga girmek istiyorsak mümkündür. Muhataplar arasında var olan ve tartışmanın her aşamasında tazelenen bu anlaşma sayesinde, muhataplardan biri kendi gerçeğini diğerine dayatmaz, tam tersine, girdikleri diyalog muhatapların her birinin kendini diğerinin yerine koymasına, yani kendi görüşlerini aşmasına yol açar. İçtenlikle yürüttükleri çabaları sayesinde, muhataplar, kendilerini logos denilen üstün bir yetkeye tabi kıldıkları ölçüde, kendiliklerinden ve kendilerinde, kendilerinden bağımsız bir gerçekliği keşfederler.
Platon'un hayatını anlatan ve İÖ 4. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir kitapta şuna dikkat çekiliyor:

"Bu diyalogları yazarak büyük bir insan yığınını felsefe yapmaya yöneltti, ama diğer yandan, pek çoğunun da yüzeysel biçimde felsefe yapmasına olanak verdi...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İlkçağ Felsefesi Nedir?
Baskı tarihi:
Aralık 2011
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752984370
Orijinal adı:
Qu'est-ce que la Philosophie Antique?
Çeviri:
Muna Cedden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Bu kitabın amacı, İlkçağ felsefesinin temsil ettiği tarihi ve ahlaki olguyu genel ve ortak çizgileriyle betimlemeye çalışmaktır. Okurun aklına, konuyu neden artık çok gerilerde kalmış İlkçağ felsefesiyle sınırlıyoruz diye bir soru gelebilir. Buna verebileceğim birden fazla yanıt vardır. Öncelikle, İlkçağ felsefesi benim belli bir uzmanlık kazandığımı umduğum bir alandır. İkincisi, Aristoteles'in de dediği gibi, şeyleri anlayabilmek için onları gelişmekteyken görmeli ve doğdukları andan itibaren ele almalıyız. Bugün "felsefe"den söz edebilmemizin nedeni, Yunanlar'ın "bilgelik aşkı" anlamına gelen philosophia kavramını yaratmış olmaları ve bu Yunan philosophia geleneğinin Ortaçağ'a ve ardından Modern Zamanlara aktarılmış olmasıdır. Dolayısıyla felsefe olgusunu kaynağından ele almalı ve bunun geçmişte ortaya çıkarak günümüze kadar evrimleşen tarihi bir olgu olduğunun bilincini taşımalıyız." İlkçağ felsefesi konusunda alanın en tanınmış uzmanlarından biri kabul edilen Pierre Hadot'dan zihin ve ufuk açıcı bir inceleme.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Emre Yaman
  • Sinem nizam
  • Cezmi Ş.
  • Cengizhan06
  • İlkay Şal
  • Masum Gökyüz
  • Hasan Suphi
  • Sadık Serdar Varkol

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%75 (3)
8
%25 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0