Şimdiye değin nasıl yaşadıysan, gene öyle yaşayacaksın sanırsın. Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın. Var olanı değil sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o. Ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın.
“Her erkekte en az bir dirhem kadınlık mevcuttur, her kadında da bir nebze de olsa erkeklik.”
“Ya kazak erkekler?” diye sordum. “Kabadayılarda kadınlık olur mu hiç.”
Şems bir sır paylaşırcasına göz kırparak, “Bilhassa onlarda olur Kimyacım” dedi. “İnan bana bilhassa en çok erkek oğlu erkek geçinen kabadayılarda.”
Ne kadar az bilirsen bilmek istemediğin şeyleri, o kadar az incelir derin, incinir kalbin. O kadar az kanarsın. Böyle bakınca aslında, cehalet o kadar da kötü değildi.
Her defasında hayret ederdim. Nasıl oluyor da tek başlarınayken gayet mütevazi, mazbut ve hatta munis olan insanlar, kalabalık içine girer girmez değişiyor, kabalaşıyor, acımasızlaşıyordu.