Adını bile bilmediğimiz insanlar sayesinde yazılır tarih. Bu eserde de bunu bir kez daha hatırlamış olduk.
"... tahtın mezara en yakın mekan olduğunu anlayamadan..."
2023 yılında çıkan bu kitap ülkemizde yeni keşfedilmesine rağmen yayınlandıktan sonra büyük bir ilgi gördü.
Bu sürükleyici kitabı, açık bir karaktere sahip olan Juniper'i okuyan herkes sever ama yazarlar bir başka sever.
Amatör bir yazar olarak şunu söyleyebilirim ki yazarın bu meslek üzerindeki tespitlerini okumak yalnız hissetmemi engelledi. Evet, kıskançlık yaşıyoruz. Evet, çok okunan kitapların daha piyasaya çıkmadan "bestseller" olacağına karar verildiğini biliyoruz. Sanatı ve sanatçının görüşlerini birbirinden ayrı tutamayan insanların varlığının farkındayız. Yazarlığın kendini, yanan ateşe atmaktan farkı olmadığını da tecrübeyle öğreniyoruz.
Ancak nasıl vazgeçilir ki bu sevdadan? Başkalarının hikayelerini anlatmaktan, karakterlerin fısıltılarına eşlik etmekten nasıl vazgeçer?
Yazmak için doğmuş olanlar nasıl geri adım atabilir ki gerçek ve sıkıcı dünyaya? Eğer Niezcshe'nin dediği gibi sanat gerçeklerden ölmememiz için varsa nasıl iki dünya birleşebilir?
Kitap açıkça bu soruları konuşmuyordu belki ama ana mesajının arkasında hissettim bu soruların varlığını. Yazarın hayal gücüne mahsus olanın bu dünyaya taşınmasına denir yayıncılık. Ve belki de yazarlığın en çetrefilli sürecidir yayıncılık.
Juniper de dünyadaki haksızlıktan payını almış edebiyat aleminde kitabı bir şekilde basılmış ancak istediği başarıyı elde edememiş bir yazar. Arkadaşı Athena'nın başarılarını kıskanıyor, daha sonra o ölünce de kitabının taslağını çalıyor.
Bu hareket bazı okuyucular için kırmızı çizgiyi çekse ve ana karakteri sevmemelerine neden olsa da sayfaları çevirdikçe ona sempati duymaktan kendileri alıkoyamayacaklar.
Yazının yazılmasından basım ve PR sürecine giden süreci olabilecek en akıcı şekilde tasvir eden R. F. Kuang geriye dönüş tekniğiyle Athena'yı da sürekli canlı
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Kitabın teknik kısımlarını üstünkörü okudugumu itiraf etmem gerek. Dan Brown, herkesin bu teknik alanlarda uzman olmadığını çok iyi bilerek onemli noktaları birkaç kere tekrarlamis ve bu kitapta benim hayatımı kurtaran bu oldu. Okuduğum öbür iki kitabında da olduğu gibi olaylara karşı bakış açısı sürekli değişiyordu ve bu, hızlı tempoya dikkat dağıtıcı bir unsur olmak yerine heyecan katan bir unsurdu. Olaylar yavaştı, bazı kısımların betimlemelerinin fazla ağır ve teknik olduğunu dolayısıyla karakterlere ait duygusal ya da içsel herhangi bir tepki okuduğumda sıkılmamak için onlara sığındığımı söylemek istiyorum. Bu alanlara ilgi duyan biri kitaptan maksimum düzeyde zevk alır ama benim açımdan maalesef okumamı zorlaştıran bir unsurdu. Yine de politika ve siyaset entrikaları heyecanı hep en üst düzeyde tutmuştu. Kitabın adı dolayısıyla beklentim çok yüksekti. İhanet gerçek bir ihanetti. Üstüne üstlük tek ihanet değildi. Karakterlerin derinliği ve olayların tam yerinde kopup başka olaylara bağlanması kitabı akıcı hale getiriyordu. Özellikle yazarın, pek çok amatör yazarın ya da pek çok usta yazarın yaptığı gibi kurgu için karakterleri değiştirerek yapmayacağı şeyleri yaptirmamasina sevindim çünkü konu ihanet olunca ve bu kitap bu kadar iddialı bir isimle karşıma çıkınca bu korktuğum bir nokta olmuştu. Ama hayır, Dan Brown tüm karakterleri derin yaratmıştı, olayları sinematik şekilde film izletir gibi yazmıştı. Dediğim gibi bazı kısımlar teknik bilgilerden dolayı sıkıcı hale bürünse de bu yavaslamayi telafi eden birçok nokta vardı. Özellikle son yüz sayfayı nasıl bitirdigimi anlayamadım. Kesinlikle heyecan doruktaydı. Sonu ise fazlasıyla tatmin ediciydi.
İhanet NoktasıDan Brown · Altın Kitaplar · 200515,3bin okunma
Hayatımda okuduğum en surukleyici kitaptı. Aşk, gerilim, macera... Sürekli teoriler kurmaktan, anlamsız gibi gözüken parçaları birleştirmeye çalışmaktan ve sonunda tahminimden çok farklı bağlanmasından beynim yandı. Bu kitap her şeyden ama her şeyden bir anlam aratacak kadar beklentimi yükselmişti o yüzden bazı kısımlar beni tatmin etmedi. Sonu hele ki. Hala çok fazla cevaplanamayan soru var. Üçüncü kitaba başlamak için sabırsızlanıyorum ama bir yandan eğer tüm sırlar çözülmüyorsa seriyi o şekilde bitirmek istemiyorum. Paradoks.
Kurgu pek çok kısımdan ilk kitaba benziyordu. Romantizm, ana erkeğin son gününe kadar adadan kacamamasi, koy hayatı... Rives ile Thad'i birbirine benzetmeme rağmen Skye kesinlikle Charley'den farklıydı. Hangi ikiliyi daha çok sevdiğimden emin değilim.
Dex'in ölümü beni parçaladı. İşin üzücü kısmı son düzlükteydi. Başarmak üzereydi. Ama Skye'ın seçimini anlayabiliyorum. Dex zaten yarı ölüydü. Sadece Dex'in basarmasini isterdim. İçinde başarıp basaramadiklarina dair binlerce soruyla öldü. Ayrıca Sy'ın ölümü de üzücüydü. Arkadaşları onu bilinçsiz halde kapıdan geçirmeyi başarmıştı ama o boşlukta kayboldu. O da aynı şekilde cevaplanmayan sorularla öldü. Bir de Nikolai var. Ölmesini istemezdim ama kurgu için ölmesi gerektiğini anlıyorum. Yoksa Skye acı gerçekliğin farkına varamazdı.
Kitabın sonu pek çok şeyi havada bıraktı. Bu kitapta karşımıza çıkan Paulo ve Maaka ile ilgili, ada ile ilgili hala yerine oturmayan parçalar var. Ayrıca Ramia hala kafamı en çok kurcalayan sorulardan biri.
Kitapta hoşuma giden başka bir taraf ise sineklerin tanrısı gibi ahlaki ikilemlere yer verilmemesiydi. Herkes birbirini korumak için canlarını ortaya koyuyordu. İlk kitaptaki Bart bile kelimenin tam anlamıyla kotu bir çocuk sayılmazdi. Hoş, o yöne kaymaya pek
Kurgusu bu kadar güçlü ve dili bu kadar akıcı bir kitabın kesinlikle daha çok okunması gerektiğini düşünüyorum. Gizem, gerilim, derin karakterler o kadar güzel yazılmıştı ki. Adanın gizemi ne, neden buradalar, kurtulabilecekler mi, tüm bu sorular kitabı daha da sürükleyici hale getirdi. Gerçekten kitap hakkinda saatlerce konusabilirim ama yorum yazmak için telefonu elime aldigimda hicbir şey yazamıyorum. Duygular çok yoğun, sonu mutlu ki bu beni çok mutlu etti yoksa hüngür hüngür ağlardım. Ancak adada kalan öbür kişilerin akıbeti, insanların nasıl öldüğü, adanın gizemi, teorileri o kadar merak ediyorum ki...
İkinci ve üçüncü kitabı okumak için sabırsızlanıyorum. Sırf verdiği mesaj için bile okunacak bir kitap: Zaman akıp geçiyor. Her an. Her dakika. Her saniye.
Yalnız aklıma takılan şey Ramia oldu. "Körleri yöneten kör." demişti Thad için. Thad adadan ölesiye nefret ediyordu, hatta delirme noktasındaydı. Buraya bir amaç için gelmiş olabileceği fikrini şiddetle reddediyordu. Bence bu söz onunla ilgili bir şeydi. Sadece sonuca, kaçmaya odaklandığı için kördü. Aynı diğerleri gibi. Ve Charley'i kurtarmak için sonda yaptığı harekete şok oldum. GERIZEKALI. O kadar korktum ki. Neyse ki sonu içimi çok tatmin etti.
Uzun lafın kısası mutlaka okumanız gereken bir kitap. Favori kitaplarım arasına girdi. Tüm karakterleriyle, akıcılığıyla, derinligiyle, kurgusuyla, gizemiyle, gerilimiyle...
İkincisini okuyup düğümleri çözmeye devam etmek için sabırsızlanıyorum.
Edit: 3. KİTAPTAN SPOİLER YEDIM, YA NEDEN YA NEDEN?
AdaLynne Matson · Yabancı Yayınları · 20183,388 okunma