Writer profil resmi
İzmir
35 okur puanı
12 Ağu 2015 tarihinde katıldı.
  • 109 syf.
    ·10/10
  • Writer paylaştı.
    "Sende bıçak bende yürek yarası..." (Trabzon türküsünden)
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 320 - Timaş Yayınları
  • Writer paylaştı.
    Mustafa Kemal Atatürk, Trabzon'da söylediği gibi bir konuşmasında; " Bütün dünya bilmelidir ki benim için tarafsızlık yoktur. Ben Cumhuriyet tarafındayım ve Halk Partisi'nin temeli olan bu husus hakkında bir tek Türkün başka türlü düşünebileceğini hayal edemem." demiştir.
  • Writer paylaştı.
    Trabzon deyince aklıma bir salkım kareymiş gelir
    Bahçeler dolusu zindan yeşili
    İçin için kandil kandil ballanır
    Kandiller içinde bir kandil yanar
    Bir kız deli gibi koşmaya başlar
    Yanaklarında Amoftaların alı
    Dudaklarında kareymişlerin moru
    Göğsünde... elinin körü
    Bedri Rahmi Eyüboğlu
    Sayfa 254 - Bilgi Yayınları
  • Writer paylaştı.
    Yerliyim yerli olmasına
    İlmik ilmik damar damar
    Yerliyim
    Bir dilim Trabzon peyniri
    Bir avuç tiftik
    Bir çimdik çavdar
    Bir tutam Şile bezi gibi
    Dişimden tırnağıma kadar.
    Ressamım
    Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
    Taşıma toprağıma toz konduranın
    Alnını karışlarım.
    Bedri Rahmi Eyüboğlu
    Sayfa 124 - Bilgi Yayınevi
  • Writer paylaştı.
    Çay Rize'ye Cumhuriyet'in armağanıdır.
  • Writer paylaştı.
    SESLENİŞ...


    Dağ gibi kara yağız birer delikanlıydık.
    Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
    Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun
    ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
    Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

    Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.
    İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı,
    mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
    Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...

    Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında,
    işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle,
    direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

    Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
    Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş
    kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
    Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

    Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
    Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik
    kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
    Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti
    olarak fırlattık önlerine.sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı,ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Giresun'daki köylüler, sizin için öldük.
    Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
    Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük.
    İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük.
    Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler,sizin için öldük.

    Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
    Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için
    kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler,
    gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler.
    Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

    Yirmi iki yaşlarındaydık öldürül düğümüzde ey halkım, unutma bizi...

    Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler.
    Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze.
    Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha
    dik tutabilmekti bütün çabamız.Bir kez dinlemediler bizi.Bir kez anlamak istemediler.

    Vurulduk ey halkım unutma bizi...

    Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz.
    Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga
    vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır
    ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi
    dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

    Asıldık ey halkım, unutma bizi...

    Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz,
    babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
    bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

    Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...
    Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım,
    unutma bizi,
    unutma bizi,
    unutma bizi...
    Uğur Mumcu
    Cumhuriyet 25 Ağustos 1975
  • Writer paylaştı.
    dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
    babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
    arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
    bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
    kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
    yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
    ecelsiz öldürüldük
    dövüldük, vurulduk, asıldık.
    vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
    işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
    isteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
    mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
    yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
    yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
    yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
    bizleri yok etmek istediler hep.
    öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
    yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
    direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
    tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
    taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
    utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
    hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

    ölümcül hastaydık.
    bağırsaklarımız düğümlenmişti.
    hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. gelinliklerimizin
    ütüsü bozulmamıştı daha.
    cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
    vicdan sustu.
    hukuk sustu.
    insanlık sustu.
    göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
    uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
    hastaydık.
    yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
    bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
    önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
    önlerine.
    sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
    öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
    ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
    doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
    istanbul'daki, ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
    adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
    vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

    bağımsızlık, mustafa kemal'den armağandı bize.
    emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
    mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
    başlarımızı ezmek
    kanlarımızı emmek istediler.
    amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
    yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

    yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
    ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
    kurtuluş savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
    bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
    bir kez dinlemediler bizi.
    bir kez anlamak istemediler.
    vurulduk ey halkım, unutma bizi...

    henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
    bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
    bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
    bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
    herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç.
    mezar toprağı gibi taptaze,
    mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
    asıldık ey halkım, unutma bizi...

    bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
    ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
    ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
    öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
    bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
    hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
    batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
    korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

    bir gün mezarlarımızda güller açacak
    ey halkım, unutma bizi.
    bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
    ey halkim unutma bizi...

    özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
    simdi hep birlikteyiz
    ey halkım, unutma bizi...
İzmir
35 okur puanı
12 Ağu 2015 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 217 kitap

  • Duyguların Rengi
  • Mucize
  • Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey
  • Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil, Ne Kadar İyi Olmak İstediğin
  • Gölge Yükseliyor
  • Yenidendoğan Ejder
  • Büyük Av
  • Dünyanın Gözü
  • Anayurt Oteli
  • Virginia Woolf'tan Yazarlık Dersleri

Okuyacağı kitaplar 3534 kitap

  • Gökyüzünün Yarısı
  • Kanlıdere'nin Kurtları
  • Yorganımı Sıkı Sar
  • Can Şenliği
  • Çelo
  • Dik Bayır
  • Yılkı Atı
  • Doludizgin
  • Kalpaklılar
  • Bedoş

Beğendiği kitaplar 133 kitap

  • Duyguların Rengi
  • Mucize
  • Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey
  • Dünyanın Gözü
  • Aylak Adam
  • Acımak
  • Deniz Benim Kardeşim
  • Gel Dersen Her Şeyi Bırakıp Gelirim... Yeter Ki Gel De
  • Vahşetin Çağrısı
  • Dönüşüm

Beğendiği yazarlar 136 kitap

  • Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Edip Cansever
  • Can Dündar
  • Neyzen Tevfik
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Attila İlhan
  • Buket Uzuner
  • Yekta Kopan
  • Jean-Christophe Grangé
  • Ray Bradbury
Okur takip önerileri
Daha fazla