Dünyaya geldiğinde ilk yapılan ağlamaktır. Bu pişmanlıktan duyulan acının mı etkisi yoksa bakın ben de buradayım demek için midir bilinmez….Ancak o dakikadan itibaren ömür denen koca yumağın sarılmaya başlar. Doğduğunda seni yerine karar verilir, senin adına yazılır çizilir. Okula gidene kadar sana sadece boya kalemleri verilir. Sen de hayallerini kağıda, duvara ya da annenin resim yapmana kızdığı her türlü satıha yaparsın. Sonra sana kara bir kalem verilir ve başlarsın eğik çizgi, yan çizgi derken alfabeyi döktürmeye. Aliler ata bakar, İpek ip atlar… O kalem elinden uzunca bir süre düşmez, okul sınavları, vizeler, finaller, SBS, LYS, KPSS derken hayatın kaleme bağlı gibi olur. Kendince uğurlu kalem diye isimler takarsın onunla sınavları geçeceğini sanırsın. Ama keramet kalemde değil sendedir. Okunmuş şeker ya da pirinçten medet umarsın. Yaşanacaksa ve sen o günü göreceksen zaten kaderini yaşarsın ve onu görürsün. Çalışma hayatı gelir burnunun dibine dayanır. Gerekli ya da gereksiz türlü evrak, doküman veya sözleşme okursun, imzalarsın, düzeltirsin. Ama hep o kalem elindedir. Birini seversin sana ummadığın cümleler kurdurur. Bulutların üstüne çıkarak şarkılar, şiirler yazarsın. Sonra biter. Yine yazarsın içindeki zehiri akıtmak adına. Sonra küllenir kalbin. Ama zaman durmaz akar ve yine sevda denen karanlık bulur seni o kara kadın sarar kalbini yine ve bu kez SEVERSİN. Ölesiye sevilirsin ve seversin. Dökülür dilinden o cümle: SENİ SEVİYORUM. Anlamlaşır o cümle onun yüzünde, gözlerinde ve kalbinde. O kuvvetle artık tek kalamazsın bu kez birlikte bir hayatın altına imza atmak için eline alırsın kalemi. Bu imza değiştirir hayatını. Yaşarsın sevgini, aşkını hayatının geri kalanını sevdiğinle, çocuklarınla ya da torunlarınla. Sonra yine eline alırsın kalemi bu kez sırası