Duyduğumuz, okuduğumuz her şey verdiğimiz tepki farkında olmadan bizi de şekillendirir; muhatap olduğumuz her hikaye, aslında bizim içimizde cereyan etmektedir. Ne okursak okuyalım aslında kendimizi okuyor oluşumuz da bununla ilgilidir.
Törenin olduğu her yerde, biz bunun farkında olalım ya da olmayalım bir kurban vardır. Bir şeyi törenselleştirmek, törenselleştirilen ve törenselleştirme yoluyla yüce yahut kutsal değer atfedilen şey uğruna bir başka şeyi/insanı kurban etmek demektir.
Kadınlar, “Hayatlarının nerede fışkırmasını istediler ise, birileri hiçbir şey büyümeyecek şekilde toprağı tuzlamak için oradaydı.” Eğer bize dayatılan bu muameleyi kabullenmesini öğrenirsek, içimizdeki çocuğu da öldürmüş oluruz; ve içimizdeki çocuğun ölmesi, reel çocuğumuzun da sembolik anlamda ölmesine neden olur.
Dünyada hala çok fazla kölelik vardır. Kimi zaman böyle adlandırılmaz, bir kişi “terk etmek”te özgür olmadığında, “kaçarsa” cezalandırılacak olduğunda, bu köleliktir.
Kadınlar yüzyıllarca, sadece hizmetçilik ettikleri zaman kabul gördüklerini ta içlerinde duymadılar mı, ve bunu onlara en derinden, ilk aşılayan kişi de anneleri değil miydi?