Bugün olmasa bile hastalık, ölüm herkes için, benim için yaklaşıyordu. Öldüğümde benden ufunnetten, kurtlardan hariç geriye hiçbir şey kalmayacaktı. Mirasım, artık ne ise, eninde sonunda unutulacaktı; ben de yok olacaktım. Öyleyse neden herhangi bir şey yapayım? Bir kişi nasıl bu gerçeği unutup yaşayabilir? Bu muazzam bir şey!
Artık önümde olandan kaçabilmek için durmak, geri dönmek, hayatın, mutluluğun çürüyüşünün kaçınılmazlığını, acının ve ölümün tek gerçek olduğunu görmemek için gözlerimi kapamak yoktu.
Ne zaman kalben hissettiğim ahlaken iyi olma isteğimi dile getirmeye çalışsam aşağılama ve alayla karşılaştım. Ne zaman alçak tutkularıma yenik düşsem takdir, teşvik edildim. İhtiras, güç sevgisi, bencillik, zamparalık, gurur, öfke, intikam, bunların tamamı saygın addediliryordu.
Her yenilik tepki görür; her peygamber, her büyük filozof, her büyük sanatçı önce reddedilir, sonra kabullenilir ve klasik olur. Bu yüzden sanat da hayatın gerçeği gibi devrimcidir.