Aslında yazmak istemiyor. Yazdığı her şeyde kendisini bulmak istemiyor. İlerde bugünlerin bir hatırası olsun da istemiyor. Geriye dönüp okuduklarından memnun olmamak istemiyor. Kendine dair hiçbir belge istemiyor.
Ama yazıyor. Kalemi elinden asla düşmüyor, bulduğu her yere yazıyor. İçtiği kahveden kalan soğuk kartona, okuduğu kitapların kenarlarına yazıyor. İçindekileri kussa yeter belki ama kusamıyor. Çünkü hepsini atarsa oluşacak boşluktan korkuyor.
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı.
Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.
Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez! Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..