Hayattan, canlılardan, bugünden vazgeçmiş, daima ileriye gitmek zorunda olduğu söylenen zamanın hoyrat zorbalığından kurtulmuştu, istediği her şeyi görebildiği, bütün sırları çözebildiği geçmişin içinde zamana hükmederek dolaşıyordu.
Dünyayı yoktan var eden bu Tanrıyı yaratan bir başka Tanrı olsaydı, insanları böyle yarattığı için onu kendi cehenneminde yakardı.
Elindeki muhteşem güce rağmen insanları böylesine hain, böylesine kötü, böylesine bencil, böylesine insafsız yaratmak kâinatın en büyük günahıydı çünkü.
Gerçi irade insanların kalbinde güzel çiçekler açtırıyor, ama ne var ki, sürekli yağmurlar gerçek erikleri piçleştiriyor.
Küçük çocuklardan başka artık kimsede ne inan kalmış, ne de masumluk. Neyleyeyim ki daha bıyıklar terlemeden her ikisi de kaybolup gidiyor. Filanca henüz peltek konuşurken oruç tutuyor da sonra dili çözüldü mü, aya filan bakmadan eline ne geçerse atıştırmaktan çekinmiyor. Falanca, dili peltek söylerken annesini seviyor, sözünden çıkmıyor ama bir kere doğru konuşmasını öğrendi mi, ölmesini dört gözle bekliyor.
Kısacası, sabahı getirip akşamı bırakanın kızının derisi, ilkin beyazken sonradan kararıyor.
"Söyle, öz Hıristiyan; anlat bakalım: İnan nedir?"
inan, ümit edilen şeylerin cevheri, gözle görülmeyen şeyle-rin de delilidir. İnanın ruhu bana böyle görünüyor.