📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu kitapta olaylar... aslında pek olay yok. Ama bir hissiyat var ki, sanki sayfaların arasına ince bir melankoli sürülmüş, üstüne de taşra tozu serpilmiş. Okurken burnuma soba dumanı ve geçmişin pişmanlığı kokusu geldi.
Karakterler öyle Hollywood kahramanı gibi değil. Hatta çoğu, “Ben zaten bu hayata yanlış otobüsle geldim,” hissiyle yaşıyor. Ama o yanlış otobüs o kadar tanıdık geliyor ki, ister istemez cam kenarına oturup manzarayı izliyorsun.
Yazar “yazayım da okuyucu yerinden zıplasın” dememiş. Daha çok “ben yazayım, kim anlıyorsa ne âlâ” demiş. Ve bence iyi ki de öyle demiş. Çünkü cümleler zaman zaman aforizma gibi geçip gidiyor, bazen de bir çay molasında dayıya dönüşüyor: “Evladım, dünya öyle bir yer değil…”
Yırtıcı Kuşlar Zamanı, dramı elinde tutup ağlatmıyor, komediyi gösterip güldürmüyor, ama ikisinin arasındaki o ince çizgide yürürken omzuna hafifçe dokunuyor. Sıradanlığın edebi hâli gibi. Ya da şöyle diyeyim: Kuşlar bile boş yere yırtıcı değilmiş, onu anladım.
Kitabı açtım, daha ilk sayfada “Pal Sokağı” diyor. Dedim “aha mahalleye girdik.” Meğer mahallenin çocukları değil, organize suç örgütüymüş bunlar. Her çocuğun rütbesi var. Nöbet var. İzin kağıdı var. Az kalsın sabah içtiması okuyorlardı. Şaşırdım, çünkü biz çocukken sopayla birbirimizi kovalarken “benim kalemimi alanı döverim” kültüründeydik.
Bunların derdi: Kum. Evet, yanlış duymadınız. Bildiğiniz boş arsa, ama bunlar için Mekke. Tapulu mal gibi savunuyorlar. Araya başka çocuklar girmeye çalışıyor: Kızıl Gömlekliler. Bunlar da başka mahallenin “kombin yapmayı bilen” çocukları. Üst baş kırmızı, tarzlar yerinde. Amaçları: Kumluğu ele geçirmek. E yani, gayet modern bir işgal planı. NATO görse kıskanır.
Kitap bir yerden sonra o kadar duygusallaşıyor ki, elimde mendille “ben bu çocukları tanımıyorum ama yanlarındayım” dedim. Hele final… finalde kitap değil, ben bittim. Son sayfada “bi dakika ya bu neydi şimdi?”
Sonuç: Bu kitap “çocuklar oynuyor” diye başlayıp, seni 1800'ler Budapeşte’sine sürükleyip “biraz acı, biraz terli, bol kumlu dram ister misin?” diye soruyor. Ve sen de “evet” diyorsun, çünkü çocukluk dediğin şey bazen bir kumluk uğruna verilen savaştır.