Y

Bir gönül inceligidir, bir insana degerli olduğunu hissettirmek.
Puan vermedi·336 syf.··
2026 9. kitabı
David abi burada bize şunu göstermiş: İnsan fakirken dertli, zenginken dertli, gençken dertli, yaşlanınca ayrı dertli. Kısacası hayat herkese bir yerden çakıyor. Kitaptaki karakterler öyle kusursuz falan değil. Tam tersine, mahallede görsen "Ağabey sen bu kafayla nasıl buraya kadar geldin?" diyeceğin tipler. Ama işin garibi, okurken onlarda biraz kendini de görüyorsun. Yazar öyle edebiyat cambazlığı yapmıyor. Takla atmıyor, süslü cümlelerle hava basmıyor. Sessiz sessiz geliyor, kalbine iki üç sağlam yumruk bırakıp gidiyor. Kitabı bitirince aklımda kalan şey şu oldu: Hayat dediğin şey çoğu zaman büyük zaferler değil, küçük yenilgileri taşımayı öğrenmekmiş. Velhasıl, aksiyon, kovalamaca, gizli örgüt arayanlar başka kapıya. Ama "İnsan dediğin nasıl bir mahluk?" diye merak edenler için taş gibi kitap.
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026314 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·148 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 21:26
Başkarakterimiz Santiago Amca. Tam 84 gündür tek bir hamsi bile tutamamış, şanssızlığı dillere destan olmuş, tabiri caizse okyanusun ortasında bile kara kedilerin yolunu değiştirdiği bir dedemiz. Yanında da ona hayran bir çocuk var, Manolin. Santiago dede "Ben bu sefer talihimi yeneceğim" diyip açılıyor derin sulara. Sonra oltaya bir marlin (kılıçbalığı) takılıyor. Ama ne balık! Balık değil sanki nükleer denizaltı! Balık tekneyi çekiyor, adam balığı çekiyor... O çekiyor, bu çekiyor... Günler geçiyor. Kitabı okurken resmen Santiago'nun yerine ben yoruldum. Sayfalara bakıp "Yahu bırak şu balığı amca, git köyün kahvesinde çayını iç, ne bu hırs!" diye bağırasım geldi. Hayır adamın elleri yara bere içinde kaldı, aç susuz denizin ortasında sürüklendi durdu. İnsan okurken "Umarım bu kadar eziyete değer" diye dua etmeye başlıyor. Sonra ne mi oluyor? (Spoiler uyarısı vereyim ama zaten kitap 1952'de yazılmış, affedin artık). Amcamız sonunda o dev balığı alt edip teknesinin yanına bağlıyor. Tam "Oh be, sonunda yüzü güldü dedemin!" derken, denizin bedavacı kabadayıları, yani köpekbalıkları kan kokusunu alıp partiye damlıyor! Adam o kadar gün aç susuz savaştı, gitti balığı kendi elleriyle köpekbalıklarına ziyafet çekti iyi mi! Okurken ekran başında sinir krizi geçirdim. Kitabın sonunda adamın elinde koca balığın sadece kılçığı kalıyor. Edebiyat eleştirmenlerine sorsanız bu kitap "insanın doğayla destansı mücadelesini", "yenilmez iradeyi" ve "asla pes etmemeyi" anlatıyor. Ama bana sorarsanız bu kitabın ana fikri çok net: Gerektiğinde vazgeçmeyi bileceksin! Ya da en azından, devasa bir balık tutmaya gidiyorsan, yanına motorlu bir tekne ve sağlam bir soğutucu alacaksın kardeşim. Kürekle nereye kadar? Özetle; kısacık ama sizi o küçücük kayığın içine hapseden, inanılmaz sürükleyici
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541bin okunma
Puan vermedi·475 syf.··
2026 6. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 10:34
Klasik eserlerin o ağırbaşlı yapısı bazen göz korkutur bilirsiniz. Ben de Sinekli Bakkal serüvenimde ufak bir modern çağ hilesi yaptım ve kitabın büyük bir kısmını sesli dinledim. İyi ki de öyle yapmışım! Halide Edip’in o zengin dili, seslendirenin tiyatral havasıyla birleşince kendimi kulaklığımı taktığım an II. Abdülhamid dönemi İstanbul'unun o dar, tozlu ama bir o kadar da cıvıl cıvıl sokaklarında buldum. Kitaptaki karakterler adeta bir geçit töreni gibi. Bir yanda Karagözcü Kız Tevfik’in o eğlenceli ve ele avuca sığmaz halleri (sesli dinlerken Karagöz taklitleri ve atışmaları efsane oluyor!), diğer yanda Rabia’nın o güçlü duruşu... Edebiyat derslerinde duyduğumuz o meşhur "Doğu-Batı çatışması" mevzusu; mahallenin o sıcacık dedikoduları, İtalyan müzisyen Peregrini'nin piyano tınıları ve Vehbi Dede'nin ney sesleri arasına öyle doğal yedirilmiş ki, dinlerken bir an bile sıkılmıyorsunuz. Özetle; okul yıllarında "mutlaka okunmalı" diye önümüze konup geçilen bu kitap, aslında koca bir imparatorluğun ve toplumun harika bir panoramasıymış. İster sayfalarını çevirerek kağıt kokusunu içinize çekin, ister benim gibi yolda yürürken veya kahvenizi yudumlarken kulaklıktan dinleyin; ama Sinekli Bakkal sakinleriyle hayatınızın bir noktasında mutlaka tanışın derim.
Sinekli BakkalHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202222,9bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 00:32
Bu kitabı okumaya "Aman efendim, biraz Japon edebiyatı görelim, kültürlenelim" diye başladım; kitabın ortasında kendimi Tokyo sokaklarında "Yahu biriniz de gülün be kardeşim!" diye bağırırken hayal ettim. Murakami abimiz öyle bir ortam kurmuş ki, sanırsın bütün karakterler bir sabah uyanmış ve "Bugün en çok kimin ruhu kararacak?" diye yarışmaya karar vermiş. ​Ana karakterimiz Toru Watanabe, sanırsın hayatın stajyeri. Başına ne gelse "Eee, peki o zaman" deyip mutfağa gidip büyük bir ciddiyetle makarna haşlıyor. Çocukta öyle bir sabır var ki, etrafındakiler melankoliden eriyip giderken o hala "Acaba sosu az mı oldu?" derdinde. Kitapta o kadar çok yağmur yağıyor ve o kadar çok hüzünlü plak dönüyor ki, bir ara odada şemsiye açasım geldi. Karakterlerin dertleri biterse Murakami hemen araya bir Beatles şarkısı atıyor, hop! Kaldığımız yerden ağlamaya devam. Tek umudumuz Midori; herkesin ruhu teslim bayrağını çekmişken o gelip ortama enerji veriyor ama o bile bu Murakami evreninde olduğu için neşesi bile bir tuhaf. ​Özetle: Eğer "Benim dertlerim bana yetmiyor, biraz da 60’ların Japonya’sındaki gençlerin o tuhaf, gri ve bol spagettili depresyonuna ortak olayım" derseniz kaçırmayın. Kitap bittiğinde kendinizi bir anda eski plakçılarda "Acaba benim hayatım hangi şarkıda donup kaldı?" diye düşünürken bulabilirsiniz. Okumadan önce yanınıza bolca makarna ve bir adet şemsiye alın, Murakami bu, adamı oturduğu yerde ıslatır valla
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201513,9bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 4. kitabı
Açlık herkesin seveceği bir kitap değil. Hatta bazı okurlar için fazlasıyla rahatsız edici olabilir. Ama edebiyatın bazen konfor alanımızı bozmak için var olduğunu düşünüyorsanız, bu kitap tam da o işi yapıyor. Kısa bir roman ama zihinde uzun süre kalanlardan. Bittiğinde insanın aklında şu soru dolaşıyor: İnsan gerçekten neye aç?
AçlıkChoi Jin-young · İthaki Yayınları · 2026421 okunma