İpek isminde bir kuzucuğun okur yazmaz babası, eşine aşık, anne ve babasına muhtaç orta halli bir öğretmen. Altında başkalarının gölgeleneceği ağaçlar diken bir doğasever yatırımcı. Nevi şahsına münhasır
Romanın ana iskeletini insanın kendi gibi değişmeyen hikayesi olan helvadan ilah yapma, ondan korkma, ona tapma ve acıktığında yeme sergüzeşti oluşturuyor. Ana kahramanınız Taşbaşoğlu Mehmet kendi iradesi dışında ermiş oluyor. Çünkü insanların üstesinden çalışmadan çabalamadan gelmeleri gereken bir korkuları var. Bu korku öyle bir ermiş ortaya çıkartıyor ki iyi bir şey ummakla kalmayıp ortaya çıkandan daha çok korkuyorlar ve yeri geldiginde onu kendileri yiyor. Meryemce apayrı bir karakter, yeri geldiğinde tam bir Anadolu Kadınıdır. Memidik garibanımızdır, içimizdeki yaradır ki Ölme Otu’nda ona daha çok iş düşecektir. Uzunca Ali olsun Koca Halil olsun hatta Meryem ile Hasan olsun herbiri ayrı ayrı bu topraklardır. Ancak Muhtar Sefer var ki bizim gibi doğu toplumlarının baş belası, yüzümüzün karasıdır. Bu insanların tecrit edilmesi gerektiğini Yaşar Kemal en ince üslupla dile getirmiştir. Velhasılıkelam aslında hikaye farklı versiyonlarıyla günümüze kadar gelmiştir bakınız Çiftlik Bank olaylarındaki 20 yaşındaki Tosuncuk, bakınız bir helva gibi ilah yapıp taptığımız Para, bakınız üç noktalarca küçüklü büyüklü olaylarımız. Biz çalışıp yorulmadan kazamayacağımızı, çalışıp yorulmadan başımızdaki belaları def edemeyeceğimizi daha ne kadar anlayamayacagiz.
Babam zamanında bire otuz veren toprak, şimdi bire beş bile vermiyor. Torunum zamanında bire bir bile vermeyecek, dünya kötüleşip insan piçleşiyor.
...
Bozkır köylülerinin haliyse daha perişandı. Oraların toprağı daha şimdiden aldığı tohumu vermiyordu. Köylüler bundan hiç korkmuyordu. Bu işi mesele yapıp üzerine konuşmuyorlardı bile. Çünkü toprak verimini ağır ağır yitiriyordu. Bir gün toprağın hiç vermediğini gördüklerinde apışıp kalacaklardı.