Müebbet hapislik gibi ara ara aklımdasın,
koğuşu olmayan bir ceza bu; gardiyanları suskunluk, duvarları iç sesim.
Kaçmaya niyetleniyorum bazen, sayımlarda eksik çıkmak için kendimi azaltıyorum,
ama sen hep oradasın: paslı bir anahtar gibi cebimde,
kilidi ben taşıyorum, kapıyı ben kilitliyorum.
İnfazım geceleri başlıyor;
her şey sustuğunda, düşünceler dile geliyor.
Suçum belli değil, dosya kabarık
bir bakışın delil sayılmış, bir gülüşün tutanaklara geçmiş.
Beraat istemiyorum artık;
çünkü özgürlük dediğin de insanın kendine anlattığı bir masal.
Arada iyi halden indirim bekliyorum,
unutmuş gibi yapıyorum olmuyor.
Sen, aklımın en dar koridorunda volta atıyorsun;
ben de her seferinde aynı yere dönüyorum,
çünkü bazı mahkûmiyetler insanın içinden başlıyor.
Kendimle konuşmaktan yoruldum albayım.
Cevapları hep ben veriyorum, itiraz eden yok.
Bu yüzden her cümlem eksik, her kararım şüpheli.
İçimde bir düzen kurmaya çalıştım ama
yalnızlık, en disiplinli askeri bile firar ettiriyor.
Bazen düşünüyorum albayım,
belki de bu yalnızlık ceza değil,
başlayamayan hayatımın uzun bir önsözü.
Ama ne yalan söyleyeyim,
önsöz çok uzadı…
Kitabı okuyacak hâlim de kalmadı.
Zaman, biraz gecikirken bizi beklemekten,
ben gözlerinin içinde,
kendimle karşılaşıyorum bazen.
Çünkü sen,
anlatamadığım cümlelerin virgülüsün —
durup nefes aldığım, devam etmeye cesaret ettiğim.
Kaldırımların bile adı sensin artık,
adımlarımı senden öğreniyorum.
Ve inan,
hiçbir saat seni beklediğim kadar geç kalmadı bana.