Ama o gecikmişlik hissi ya da kötüsü, gelmemesi gereken yere gelmiş bulunmak yok mu, kendimi bundan nasıl kurtaracağımı bilemez, zaten de kurtaramazdım. Kurtuluş yoktu da son vardı, vardı da nerdeydi, işte bir perişanlıkla anca bunu beklerdim.
Dünya, üzerinde sürülen bir hayat ya da bu sürülmüş olanın izinden gitme serencamıydı. Gidilen yol ve sürülmüş yer ne kadar belli ise talibi o kadar çok, ama gerçek talibi ve tozutulup bozulmuş izi bulup yeni iz meydana getirebilecek olan da o kadar azdı.