Çocukluk yıllarında ihtiyaçları koşullu biçimde giderilmiş, duygularını doyasıya yaşamasına izin verilmemiş (bir başka deyişle, var oluşuna izin verilmemiş) kişiler, yetişkinlik yıllarında ağlamayı zayıflık ve duygu sömürüsü... Gülmeyi ciddiyetsizlik ve yılışıklık olarak görürler.
Yetişkinlerin çocuklardan hissettikleri birçok rahatsızlığın kökeni kendi çocukluk yıllarında gizlidir..
Eşe küsmek, onu yokluğunuza alıştırmaktır...
Çocuğa küsmek, sevgisizliğe alıştırmaktır...
Bundandır ki çocuk ne yaparsa yapsın anne babalar sevgiyi bir araç olarak kullanmamalıdır.
İtaat, iç direncin susması ile oluşan bir "edilgen davranış"tır.
Örneğin, baskıcı ve isteklerinde kesinlikle taviz vermeyen bir öğretmenin sınıfındaki öğrenciler söz dinlerler... Ödevlerini vaktinde yapar, derslerine çalışırlar... Bu çocuklar başarılıdırlar da... Ancak, bu başarı karşılığında kaybettikleri şey, kişilikleridir...
Zira bir babanın kızına dokunuşları sarılması, sakalının yüzüne değdiği esnada çocuğun hissettiği duyguyu anne asla veremez. Dolayısıyla anne-baba her zaman kız-erkek çocuğuna yakın durmalıdır, aidiyet duygusunu muhakkak oluşturmalıdır. Gençlerin başka grup ya da yanlış kişilerle aidiyet kurmasını engelleyebilmenin tek yolu da budur.