Aidiyet hissinin dışarıda aranması ise coğu zaman oldukça tehlikelidir. Mesela kız çocukları aidiyet duygusunu ailesiyle, bireysel olarak da babasıyla kuramadığında bu figürü başka biriyle dolduracaktır ki ruhsal olarak beslenebilsin. Bu durum erkek arkadaş edinme lerin en büyük zeminini oluşturur.
Ya da çocuk istemesine rağmen ailenin çok koruyucu davranarak oğlunu kızını dışarıya yalnız göndermemesi, kimseyle arkadaşlık kurmasına izin vermemesidir. Bu tarz kişiler hayatta kendini çok yalnız hisseder. Hiç kimseyle ruhsal temasa geçemez. Bu da tüm bunalımların, inti- harların kaynağıdır.
Aidiyet hissi fitri bir ihtiyaçtır. Eğer çocuk bunu ailesiyle karşılayamıyorsa mutlaka yerine başka birini bulur. İşin daha da korkunç olan kısmı ise kişinin aidiyet duygusunu içinde tamamen öldürüp kimseyle bunu karşılamak istememesidir.
Ya da dört yaşındaki çocuk anneden bir hafta ayrı kalırsa ve içinde "cız" eden bir taraf yoksa orada da yolunda gitmeyen şeyler mevcuttur. Aslında duyar- sızlaştınımış çocuklar tepkisizleşir. Bu bir güçlülük hali değildir. Çocukların duyarsız değil, duyarlı etken olması amaçlanmalıdır.
Çocuğun ruhsal gelişimini aidiyet hissi tamamlar. Eğer ebeveyn güven duygusunu aidiyet hissiyle beraber verememişse iki türlü patoloji çıkar karşımıza. Çocuk iki buçuk-üç yaşında (ayrılık için çok erkendir) annesinden bir hafta ayrılır ama onu aramaz. Anne babalar bu tutumu "başarı", "özgüven yüksekliği" diye nitelendirse de aslında karşılarında duyarsızlaştırılmış bir çocuk vardır.