Dünya değişti, bunu suda hissediyorum. toprakta hissediyorum. havada kokusunu alıyorum. bir zamanlar var olan, kayboldu. hatırlayanların hiçbiri artık yaşamıyor.
Ne fantastik, nede ayakları yere basan; ne uçuk, nede ciddi; ne karma karışık, nede alelade basit. Böyle ikisi arasında havada asılı kalmış tam da Murakami üstadın kaleminden çıktığı anlaşılan bir hikaye daha :) Sahilde Kafkayı inanılmaz beğenmiş biri olarak , yazım ve anlatım olarak Sahilde Kafka tarzına yakın bulduğum Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu kitabını da çok beğendim tabi :)
Ama Murakami anlatımına alışık olmayan beyinler için Haruki amcamızın kitapları biraz garip, değişik ve sıkıcı gelebilir. Çünkü okuyucunun algısını allak bullak eden hikaye anlatımının yanında bir sonraki istasyona yetişmeye çalışan buharlı trenin haznesine kürekle kömür beslemesi yapar gibi beyni sürekli yoğun metafor bombardımanına tutması ve unutmadan birde kitaplarının sonunun hep havada bitmesi de eklenince ne söylemek istediğim anlaşılmıştır herhalde :) Ama Murakami romanları sıradışıdır ve arada sıradışı şeyler okuyarak beyni biraz fantastikle gerçeklik arasında kimsenin yüzmediği sularda yüzdürmek, kimsenin yürümediği yollarda yürütmek gerektiğini düşünüyorum ;)
Herkese iyi okumalar :)
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat, daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp bulmak da mümkün... Fakat içimde öyle bir şeytan var ki... bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş... Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?