İnsan bir çift pabucun içine sığabiliyor…
-yani yere göğe sığmasa da sığdıramasa da.
.
İnsan kalabalıkta yaşıyor ama yalnız olabiliyor…
-yani bir şehrin bir yalnızı anlaması hayal.
.
İnsan gerçeği görmüyor, ama hayale inanabiliyor…
-yani gerçek fukaralık küçük düşünmektir.
.
Başka bir şeye sahip değilse, insan yalnızca hüzünle de idare edebiliyor.
-yani hayal dünyasında para geçmiyor..
.
Milyonlarca küçük insan, birkaç büyük insanın hayalini besleme uğruna ölebiliyor…
-yani ekmek yok, şarap yok; ama sevap var kader var.
Uykusuzluk modern çağın en yaygın ibadeti olmuş. Gece üçte mavi ışık vuruyor suratlara. Parmaklar ekrana sürtünmekten yorulmuş ama. Uzun zamandır kimsenin kalbine dokunamamaktan muzdarip.
Önce şaşırdım.
Bir gencin gözlerindeki yorgunluğa. Bir annenin sabrına. Bir babanın suskun gururuna. Bir çocuğun ekran ışığında büyüyen yüzüne. Gecenin üçünde hâlâ ışık hızında kaydırabildiği parmaklarına. Şaşırdım. İçimde bir şey itiraz etti. Ekran kararmasının, bir mesajın gönderilmeden silinmesinin, şifrenin unutulmasının ölüm olduğu anlamsız geldi bana. Şaşırdım.
Sonra.
Kablo nehirlerinde yüzdüm. AVM kapılarının sabrını ölçtüm. Şehrin beton ormanında bir ağacın betonu delip çıkmasının ne anlama geldiğini düşündüm. İçinde internet yerine sabır olan bir taşı avuçladım. Ve sustum.
Sonra yine sustum.
Günlerce, haftalarca, hatta yıllarca. İçime attım her şeyi. Sadece izledim. “Sorun yok”ları giydim üzerime. “Herkes böyle”lerle düzelttim saçlarımı. Yüzüme “normaldir” sürdüm.
Ve sustum.
Metro istasyonlarında uzun uzun. Kalabalık meydanlarda. Kafelerin loş köşelerinde. Sokak başlarında,
her biri yorgun birer nöbetçi edasıyla sarı sabır gibi yanan sokak lambalarının ışığında. Bilgisayarların başında. Sustum. Gürültünün konuşmak olmadığını. Sessizliğin yardım çığlığı olduğunu anladım.
Sessizlik. Bazen korunaklı bir sığınaktır. Bir kale gibi. Sakinlik, dalgasız bir deniz. Rüzgarsız bir bozkır. Suskunluk ise dipsiz bir okyanus. İnsan o okyanusta kendi gerçeğini keşfeder. Keşfettim.
Teknolojiden bunaldım.
Duygu fukarası tuşlara basmaktan yoruldum. Ellerini nereye koyacağını bilmeyen bir robota dönüştüm. Ellerimi düşüncelerime verip yonttum içimdeki şüpheleri. Ve en büyük yalnızlığın kalabalık ağlarda kaybolmak olduğunu öğrendim.
İnsanın bin kişiyle konuşup kimseye ulaşamadığını da.