Kimsesiz evin de kendine göre bir sesi varmış. Hareketi bile var. Tül perdeler sallanıyor, çiçeğin yaprakları kımıldıyor, kırlent dayadığın yerden düşüyor, kaç yıldır asılı duran çerçeve çivisinden çıkıyor, süt taşıyor, su kaynıyor, kapı arkasındaki süpürge devriliyor.
Doğruyu söylemek gerekirse Mehmet, beni hep uzak bir tanıdığın hikayesini dinliyormuş gibi dinledi. Ona üniversite sınavına yalnız girdiğimi, herkesin bir bekleyeni varken beni kimsenin beklemediğini anlatırken bir gün, “Sen kaç net yapmıştın peki?” diye sordu. O an anlatmayı kestim.