Ölü prensimiz batıdan geliyor
Göğü bekar yıldızlarıyla deliyor
Mızraklar insanlara değil, evlere atılıyor
Dımaşk'ta köleler yerine inançlar satılıyor
Şimdi huzurdan katlediliyoruz
Yine de Allah'tan yaşamı diliyoruz
Ölü prensimiz cesetlerimizi unutup gitti
Fethettiği her şeyi elinin bir kenarıyla itti
Okyanusu görünce arkasına baktı
Ölmeyen her şeyi bir daha, bir daha yaktı
Artık içi boşaldı, kılıcını yere attı
Güneşim batıda değil doğuda battı
Hemingway'i hiç sevmeyen birisi olarak bu eserini zevkle okudum. Genelde "maskülenite" denilince önerilen Hemingway, kızların peşinden koşturan Amerikan askerlerinden başka bir şey yazamadığından erkekliği asla yakalayamayıp intihar etmiştir. Fakat bu kitap onun kurtarılabilir bir kişilik olduğunu kanıtlar nitelikte.
Öncelikle kitapta cinsel hiçbir şey yok -cinselliği kötü olarak gördüğümden değil, Hemingway'in cinselliği doğru kavrayamadığından bunu söylüyorum-. Hemingway, doğaya karşı savaşan bir adamın, gerçek bir erkeğin hikâyesini anlatıyor. Doğrusu Jack London'ın Latinize edilmiş versiyonu diyebiliriz ve Hemingway bu konuda çok başarılı. Erkekliğin ondan bundan onay almaktan öte; doğayı fethetmek, etrafımızdaki objeleri ne olursa olsun emperyalize etme olduğunu okuyucuya hissettirebiliyor. Kendisi doğayla yalnız kalabilmiş erkeklere daha fazla odaklansaydı kesinlikle sonu daha iyi olurdu.
Kitabı şimdi oyun oynayarak vakit öldüren genç erkeklere özellikle öneriyorum. Pişman olmayacaksınız.
Onu kıtır kıtır keserlerken hatırlıyorum
Altı parçaya ayrılmış bedeni satırlıyorum
Kapının altında ezilen kadına bakmıştı
Bu yüzden bütün İngiltere'yi yakmıştı
Hayır, İngiltere'yi yakamadı, yakamadı...
Gözyaşlarım onunkilere doğru akamadı