Yakup Coşkunoğlu

Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasındaki barış görüşmelerine Yeşilköy’de başlandı. Görüşmeler 3 Mart 1878 tarihinde sonuçlandırılarak bir barış antlaşması imzalandı. Ancak antlaşmanın şartları Osmanlı İmparatorluğu için çok ağırdı. Osmanlı İmparatorluğu Karadağ, Sırbistan ve Romanya’nın bağımsızlıklarını ve toprak genişletmelerini kabul ediyordu. Bulgaristan, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı özerk bir prenslik haline getiriliyordu. Prensliğin sınırları Karadeniz’den Ege Denizi’ne ve oradan da Arnavutluk sınırına kadar genişletiliyordu. Bosna Hersek, Rusya ve Avusturya’nın kontrolü altında olacak ve ıslahat yapılacaktı. Girit Adası’na 1868 yılında verilen özerklik şartları dikkatle ve eksiksiz bir şekilde uygulanacaktı. Ayrıca: Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Anadolu’daki Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahat yapacaktı. Osmanlı İmparatorluğu, savaş tazminatı olarak Ardahan, Kars, Batum ve Doğubeyazıt’ı Ruslara verecekti. Bunlara ilaveten, Rusya’ya 300 milyon ruble de savaş tazminatı ödenecekti.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Rumeli cephesinde ise 3 Ocak 1878 tarihinde Sofya, 20 Ocak 1878 tarihinde Edirne, 29 Ocak 1878 tarihinde Çorlu, Rusların eline geçti. İstanbul’da endişe ve panik son hadde geldi. Osmanlı Hükümeti, Rus temsilciler ile ateşkes antlaşması görüşmelerine başladı. 31 Ocak 1878 tarihinde Edirne Ateşkes Antlaşması imzalanarak muharebelere son verildi. Buna göre Türk ordusu Terkos-Küçükçekmece hattına çekilecek, iki devletin silahlı kuvvetleri arasında tampon bir bölge bulunacaktı. Ne var ki Ruslar bu antlaşmanın şartlarına uymayarak, önce Çatalca’yı ele geçirdiler sonra da Yeşilköy’e kadar geldiler.
Osmanlı Hükümeti, Plevne’nin düşmesinden sonra Paris Antlaşması’nda imzası bulunan devletlere başvurarak, savaşın durdurulması için arabuluculuk yapmalarını istedi. İngiltere, Osmanlı Hükümeti’ne Rusya ile bizzat görüşmelerini bildirdi. Diğer yönden, Doğu Anadolu Cephesi Komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Erzurum’dan İstanbul’a çağrılarak Çatalca Komutanı yapıldı. Ruslar, üstün kuvvetlerle yaptıkları taarruzlar sonunda Balkan dağları ve geçitlerini ele geçirdiler. Artık onlara Meriç ovası ile Edirne ve İstanbul yolu açılmıştı. Türk ordusu tamamen dağıldı ve Tuna doğu ordusu güneyden çevrilmiş duruma düştü. Ruslar, Doğu Anadolu’da Erzurum’a kadar gelmişlerdi…
Birden şiddetlenen kış şartlarında Türk esirleri, insanı donduran soğukta paçavralar içinde, ayakkabısız halde yollara düştüler. Hâlbuki aynı yol üstünde ve aynı istikamette binlerce boş nakliye arabası gidiyordu. Dayanamayıp ölenler kurtlara terk edildi. Yola koyulan kafile aç ve yorgundu. Sakalları buz tutmuş olsa da gözleri yüksek ateşle alev alev yanıyor, paçavralar içinde iskeletleri andırıyor; şişmiş ayakları ve buz tutmuş ayak parmaklarıyla topukları üzerinde zar zor yürüyorlardı. Bu yürüyüşe “Türk esirlerinin ölüm yürüyüşü” adı verildi. Plevne ile Bükreş arasında 5.000 Türk öldü. Plevne’den yola çıkan 43.000 kişiden 15.000’i Rusya’ya varabildi. Ve bunlardan ancak 12.000’i savaştan sonra yurtlarına dönebildi.
Ruslarla birlikte Plevne’ye giren gazeteci Frank Millet gördüklerini şöyle anlattı: “En geniş hayal gücü bile kasabanın dar hudutları içindeki bu korkunç ıstırabın, perişanlığın ve dehşetin binde birini aklına getiremezdi. Bu küçük kasabanın her köşesi yüzyıllar önceki veba felaketiyle bile kıyaslanamayacak kadar ürpertici bir facia görünümündeydi.” Plevne kahramanlarının bir kısmı, insanın insana yaptığı insafsızlığın kurbanı olarak böylece ortadan silinip gitti.