Yakup Coşkunoğlu

Daha önce de söylediğimiz gibi, İbn Hazm kendi fıkıh alanıyla dört mezhebin yanı sıra Şia ve İbâzî ekollerinin tamamından ayrışmaktadır. Dahası o, dört mezhebin kurucusuyla eşit, hatta daha üstün kabul edilen Leys b. Sa’d, Evzâî, İbn Ebi Leyla ve pek çok kişiyle de fikir bakımından ayrı düşmekteydi. Onun fıkıhta mezhebi Zahirîliktir. Şimdi, bu yaklaşımın temel niteliğinden bahsetmeden önce, bu mezhebin tarihini incelemek gerekir. Bu yaklaşımı kuran ilk âlim, MS. 818 yılına denk gelen, H. 202 yılında doğmuş Davud b. Ali’dir. O, İmam Şafiî’nin yakın arkadaşları olan pek çok âlimin altında fıkıh ilmini tahsil etmiş ve onun birçok talebesiyle tanışmıştı. Şafiî’nin büyük bir destekçisiydi hatta Şafiî’den ve onun ilme olan muazzam katkılarından bahseden tek cilt kitap yazmıştı. Aynı zamanda, Bağdat’ta bu ilimde merci pek çok âlimin altında hadis çalışmış ve daha fazla hadis çalışması için Nişabur ve diğer yerlere seyahat etmiştir. Özellikle Şafiî’nin ister Kur’an ister sünnet olsun naslara duyduğu derin hürmetten etkilenmiştir. Bilhassa hadis çalışmalarının son düzeyde geliştiği bir dönemde sünnete ve altı temel hadis derlemelerine olan hâkimiyetinden dolayı naslara bağlı kalma hususunda Şafiî’den de ileri gitmiştir. Nitekim o nasları, diğer bir deyişle Kur’an ve sahih hadisleri, dinî kaidelerin ve hükümlerin öğrenilebileceği tek kaynak olarak görmeye başlamıştır. Böylelikle, hüküm çıkarma ilkesi olan analoji veya kıyası reddetmiştir.
Reklam
Hanbelî mezhebi diğer üçü kadar uzak ve geniş alanlara yayılamamıştır. Çünkü o dört temel mezhebin sonuncusudur. Ancak, her zaman Arabistan’ın kalbinde itibar olunan bir mezhep olarak kalmış, Suudi Arabistan Krallığı’nın kuruluşundan sonra da Yemen ve Umman hariç Arap Yarımadası’nın her yerine yayılmıştır. Bu mezhep hâlen İslam literatürüne çok değerli katkılar sağlamaktadır. Ahmed, M.S. 856 / H. 241’de vefat etmiştir. Allah ona merhametiyle muamelede bulunsun.
İbnü’l-Mübarek zengin bir adamdı, gelirinin büyük bir bölümünü hayır işlerinde infak ederdi. Hac yolculuğunda, bir mahalleden geçerken bir kızın ölü bir kuşu çöpten aldığını ve onu sardığını gördü. Kıza, ölü kuşu neden aldığını sormak için durdu. Kız, babasının bir adaletsizliğin kurbanı olduğunu, sonuç olarak çarptırıldığını edilip tüm parasına el konulduğunu söyledi. Onun ve erkek kardeşinin tek yiyeceği, mahallesinde çöpe atılan şeylerdi. Bu şartlar altında leş yemenin caiz olduğuna inandığını söyledi. İbnü’l-Mübarek kafilesini durdurdu ve kafile yetkililerine hac masrafları için ne kadar parasının olduğunu sordu. Yetkili bir isim ona, bin dinarı olduğunu söyledi.⁶⁵ İbnü’l-Mübarek ise, “Merv’e varana kadar bize yetecek olan 20 dinarı ayır, kalanını ise bu kıza ver. Eve döneceğiz ve bu yaptığımız bize, bu yılki hac yolculuğumuzdan daha büyük bir ecir sağlayacak.” dedi.
İslam tarihi boyunca Ahmed ismi, İslam kültüründe en yaygın isimlerden biri olmuştur. Doğal bir sonuç olarak, bütün ilim merkezlerinde çeşitli disiplinler üzere çalışan pek çok âlim de Ahmed ismiyle müsemma olmuştur. Buna rağmen, herhangi bir hadis veya fıkıh kitabında bu isim müstakil olarak kullanıldığında, isimden kastedilenin Ahmed b. Hanbel olduğu şüphe götürmez. Ahmed, dördüncü fıkıh ekolünün kurucusudur, ancak bu sıralama sadece kronolojik bir sıralamadır. O, MS. 781’e tekabül eden H. 164’te doğmuştur. Bunun anlamı, Ahmed’in, Ebû Hanife vefat ettikten 14 yıl sonra ve Mâlik vefat etmeden 15 yıl önce doğmuş olduğudur. Fakat o, Mâlik’le hiç görüşmemiştir. Ahmed, saygıda kusur etmediği Şâfiî’nin öğrencilerindendir. Tam adı, Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî’dir, yani aslında Hanbel onun dedesiydi ve o, dedesiyle olan ilişkisiyle bilinmekteydi. Belki de bunun sebebi, babasının o daha çok küçükken ölmüş olmasıdır. Ahmed, babasını hiç görmediğinden bahsetmektedir. Bu, o daha insanları tanıyabilecek seviyede görme yeteneğine sahip değilken babasının öldüğünü göstermektedir.
Şafii mezhebi, ilmî görüşlerdeki zenginliği ile fark edilebilir bir mezheptir. Bu özelliği onun gelişmesinin ve kapsamının genişlemesinin önünü açmıştır. Daha sonraları birçok âlim Şafiî’nin ilmî mirasını sürdürmüşlerdir ve seçkin âlimlerin de katkısıyla Şafii mezhebi, Hanefî ve Mâlikî mezhepleri ile aynı mertebeye ulaşmıştır. Günümüzde takipçi bakımından Hanefî mezhebinin birazcık gerisinde kalmasına karşın hâlen Irak, Ürdün ve Suriye’de birçok takipçiye sahiptir. Mısır’da baskın olan mezheptir. Yemen’de ve İran’da da aynı şekilde birçok takipçisi bulunmaktadır. Sri Lanka, Malezya ve Endonezya’da da yine Şafii mezhebini takip eden insan sayısı çok fazladır. Ancak Kuzey Afrika’da ise Şafii mezhebine bağlı insan sayısı yok denecek kadar azdır. Şafii, 1200 yıldan fazla bir süredir aramızda bulunmuyor ancak ilmiyle ve bıraktığı eserlerle hâlâ insanlara fayda sağlamaya devam ediyor. Şafii vefat ettiğinde takvimler H. 204 yılını gösteriyordu.
Reklam