Yakup Coşkunoğlu

“Kritik bir alan olan bu ilim, bir din konusudur. Kimden ilim alacağını seçerken dikkatli ol. Mescidinin direklerinin yakınında, peygamberin sözlerini tam bir şekilde aktaran yetmişten fazla kişiyle tanıştım. Beytülmâl onlardan birisine verilse, ona güvenebilir ve güveninin titizlikle yerine getirildiğinden emin olabilirsin. Ancak ben onlardan hiçbir şey almadım çünkü onlar âlim kimselerden değillerdi.” Bunlar, güvenilir âlimleri ve onların bilgilerinin enginliğini fark etmemize olanak sağlayan, derin muhakemesiyle farkını ortaya koyan bir âlimin sözleriydi. Bu âlim İmam Mâlik idi.
Reklam
Ebû Hanife’nin bireysel özgürlüğe saygısı, bir kişinin aptal veya mantıksız olması nedeniyle parasından veya mülkünden vazgeçme hakkını geri almasına izin vermediği hükmünde de kendisini açıkça göstermektedir. Ebû Hanife, eylemleri başkalarına zarar vermediği sürece, toplumun veya yönetici makamların hareket özgürlüğünü kısıtlama hakkının olmadığını düşünmektedir. Eğer kişi, parasını çarçur ederse, sonuçlarına kendisi katlanacaktır. Onun çarçur ettiği para, bir şekilde diğer insanların eline geçmiş olacağı için toplum o kişinin bu eyleminden bir zarar görmeyecektir. Bir kişinin özgürlüğünün kısıtlanması, toplum için o kişinin parasını ya da mülkünü kaybetmesinden oluşacak zarardan çok daha fazla zarar teşkil etmektedir. Aynı şekilde Ebû Hanife, borçlu olduğu hâlde bir kimsenin malından vazgeçme hürriyetini kısıtlamayı caiz görmez, borçları tüm mal varlığını aşsa bile. Borçlu, borçlarını ödemeye zorlanabilir ancak eylem özgürlüğünün kısıtlanması yoluyla değil.
Ebû Hanife kendi metodunu anlatırken, “Biz önce Allah’ın kitabında olanı alırız. Onda bulamazsak Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnetine bakarız. Orada da bir şey bulamazsak ashabın ittifak ettiğini benimseriz, ihtilâf etmişlerse dilediğimizin görüşünü alırız. Başkalarının görüşlerini onlara tercih etmeyiz. Ancak Hasan-ı Basrî, İbrâhim en-Nehaî, Said b. Müseyyeb gibi tâbiîn âlimlerine gelince onların ictihatlarına bağlı kalmayız. Onlar gibi biz de içtihatta bulunuruz. Aralarında müşterek illet bulununca bir hükmü diğerine kıyas ederiz.” demiştir.
Şüphe yoktur ki Ebû Hanife derin bir âlimdir. Buna rağmen, kimsenin onun meseleleri ele alırken sarfettiği enerjiyle meseleleri ele almadığı bir dönemde, onun âlimane düşünme metodu pratikte yeni olduğu için, kendi zamanında pek çok ihtilafla karşı karşıya kalmıştır. Onun özgür düşüncesi ve tutarlılığı bir araya geldiğinde, metodu, tüm dinî metinleri sadece yüzeysel olarak kabul edenleri rahatsız etmeye başlamıştır. Aynı zamanda, İslam hukukunda sağlam bir yapı ve istinbat sistemi kurduğunu düşündükleri için, sapkın itikatları takip edenler arasında son derece sevilmeyen biriydi.
İmam Ebû Hanife, tarihimizde önde gelen İslam hukuk/fıkıh âlimlerinden biridir. Diğer önde gelen âlimlerin Ebû Hanife hakkındaki bir veya iki görüşüyle bunu delillendirmek kâfi olacaktır. İmam Şâfiî, “Fıkıhta bütün insanlar Ebû Hanife’ye bağlıdır.” der. İbnü’l-Mübârek ise onu “İlmin çekirdeği” olarak tanımlar. Bu sözle, Ebû Hanife’nin ondan asla sapmaksızın, samimi ve gayretli bir şekilde hakikatin peşinde olmasına atıfta bulunur. Çeşitli meselelerin ele alındığı bir tartışmadan sonra İmam Mâlik onu “gerçek bir fıkıh âlimi”²¹ olarak nitelendirmiştir. Ebû Hanife H. 150’de 70 yaşında vefat etmiştir. Allah rahmetiyle muamelede bulunsun.
Reklam