Yakup Coşkunoğlu

Rivayete göre bu âyet-i kerîme nâzil olunca ağır işitmesinden dolayı yüksek sesle konuşan Sâbit b. Kays yolda oturup ağlamaya başladı. Oradan geçerken onun bu hâlini gören Âsım b. Adî niçin ağladığını sordu. O da: “Allah Teâlâ’nın: Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider âyetinin benim hakkımda inmiş olmasından korkuyorum. Ben, Resulullah ile konuşurken sesi yüksek çıkan birisiyim. Amelimin boşa gitmesinden ve cehennem ehli olmaktan korkuyorum” dedi. Âsım da Resulullah’ın huzuruna gelip Sâbit’in durumunu haber verince Peygamberimiz onu çağırdı ve said olarak yaşayacağını, şehid olarak vefat edip cennete gireceğini müjdeledi. Bu hâdise üzerine Allah Teâlâ onun hakkında “Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar” âyetini indirdi. Hatta vefatının ardından Sâbit b. Kays’ın kerameti ortaya çıkmış ve vasiyeti Hz. Ebû Bekir tarafından yerine getirilmiştir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nitekim hadis-i şerifte şöyle rivayet edilmiştir: “Nazar haktır, insanı mezara, deveyi ise kazana sokar.”
Beden, âdeta bir şehre benzer. Eller, ayaklar ve diğer organlar da bu şehrin sanat erbabıdır. Şehvet, vergi toplayan bir memur; öfke ise şehrin inzibatı gibidir. Kalp, o şehrin hükümdarı, akıl da hükümdarın veziridir. Hükümdar, memleketin düzenini sağlamak için hepsine ihtiyaç duyar fakat vergi memuru olan şehvet yalancıdır, fuzuli işlerle meşgul olup karışıklık çıkarır. Akıl vezirinin söylediği her şeye muhalefet eder. Daima vergi bahanesiyle, memleketin hazinesinde ne kadar mal varsa hepsini almak ister. Şehrin inzibatı olan öfke ise azılı ve kaba saba biridir. Sürekli birilerini öldürmek ve bir şeyleri kırıp dökmek ister. Nasıl ki şehrin hükümdarı, tüm istişarelerini vezirle yapar ve yalancı memuru yok sayar, vezirine muhalif ne söylerse onu dinlemez ve fuzuli şeylerden alıkoyması için zaptiyeyi onun peşine takarsa; aynı zamanda, haddini aşmasın diye zaptiyeyi de ezer ve kırarsa bu durumda memleket işleri düzenli bir şekilde yürümeye devam eder. Aynı şekilde, kalp hükümdarı da işlerini akıl vezirinin rehberliğinde yapar ve aklı onların hizmetkârı değil de şehvet ile öfkeyi aklın emir ve iradesine tâbi kılarsa, beden memleketinin işleri de düzen içinde olur. Böylelikle saadet ve ilâhî huzura giden vuslat yolu onun için kapanmaz. Fakat aklı, şehvet ve öfkenin hizmetine verirse memleket harap, hükümdar da bedbaht olup helake sürüklenir.
Sen kimsin, nereden geldin ve nereye gideceksin? Bu dünya menziline neden geldin? Seni niçin gönderdiler? Mutluluğun anlamı nedir ve nerede bulunur? Mutsuzluğun manası nedir ve nerededir? İç dünyanda toplanmış olan bu nitelikler, kısmen hayvanların, kısmen yırtıcıların, kısmen şeytanların ve kısmen de meleklerin sıfatlarıdır. Peki, sen bu niteliklerin hangisisin? Senin cevherinin hakikati bunlardan hangisidir ve hangileri sana yabancı ve ödünçtür?
Emevî Halifeleri I. Muâviye b. Ebû Süfyân (41-60 / 661-680) I. Yezîd b. Muâviye (60-64 / 680-684) II. Muâviye b. Yezîd (64 / 683-684) I. Mervân b. Hakem (64-65 / 684-685) Abdülmelik b. Mervân (65-86 / 685-705) I. Velîd b. Abdülmelik (86-96 / 705-715) Süleyman b. Abdülmelik (96-99 / 715-717) Ömer b. Abdülazîz (99-101 / 717-720) II. Yezîd b. Abdülmelik (101-105 / 720-724) Hişâm b. Abdülmelik (105-125 / 724-743) II. Velîd b. Yezîd (125-126 / 743-744) III. Yezîd b. Velîd (126 / 744) İbrâhim b. Velîd (126-127 / 744) II. Mervân b. Muhammed (127-132 / 744-750)