Aşk...
Beklemek...
Sabretmek...
Bir pervane gibi o ateşe kendini atıp yanmak, kavrulmak, kül olmak...
Maddeden geçip manaya varmak...
Sizce aşkın tanımı bu kadar kolay yapılabilir mi?
Tabiki yapılamaz ve yapılamadığı için de böyle kitaplar var, ve iyiki de varlar.
Bu kitapta aşkın çeşit çeşit halleri, türlü türlü tanımlarıyla karşılaşacaksınız. Sayfalar arasında dolaşırken gönülden gönüle giden yolları aşıp, maddeden geçip manaya varmanın o lezzetini duyacaksınız. Kitap beş hikayeden oluşuyor ve hikayeler içinde de minik minik hikayeler mevcut. Fakat içlerinde iki hikaye var ki tek kelime ile muhteşem. Bunlardan bir tanesi ‘Pervanenin Kanatlarında’ isimli hikaye.
Dillere pelesenk olan “Kırk yıllık Kani olur mu yani” deyiminin baş kahramanı Kâni Ebubekir Efendi-i Tokadî’nin hikayesi. Bu hikayeyi daha önce okumuştum, daha doğrusu deyimin nerden geldiğini araştırırken karşıma çıkmıştı. Lakin İskender hocamın kaleminden tekrar okumak beni mest etti. Gerçek yaşanmış hikayeler böyle güzel bir edebi anlatımla buluşunca etkilenmemek elde değil. Okuyunuz ve özellikle gençlere okutunuz efenim. Aşkı sosyal medyada beğeni ve yorumla ölçen, bu nevi hissi duyguları sadece tende arayan gençleri biraz da manevi yönden zenginleştirecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Gerçi hoş okuduktan sonra “bunlar saçmalık, artık devir değişti” gibi cümleler de kurmaları olası. Lakin devir değişse de, insanlar değişse de değişmeyen bir gerçek var, o da bizim kutsal kitabımız ve emirleri. Bu konuyla ilgili kitapta geçen minik bir hikayeyi de buraya bırakıyorum, keyifli okumalar.
Vaktiyle Kütahya’da, Germiyan ilinde yakışıklı, gayretli, ibadete düşkün bir genç yaşardı. Herkesin parmakla gösterdiği Yusuf gibi yegâne-i cihan bir civan idi. Bir gün pazara giderken evlerin pencerelerinden birinde bir