Eskiden sessizliğe mahkûm ettiğimiz insanları bugün “konuşmaya” mahkûm ediyoruz. Doğal olarak “farklı” şeyler söylüyor, ancak bu işi gündemi belirleyen “farklılığa” uygun bir şekilde yapıyoruz, tıpkı eskiden Aklın gündemi belirlemesi gibi. Bunda şaşıracak bir şey yok, çünkü düzende bir değişiklik yok. Aklın emperyalizminden sonra sıra farklılığın neo-emperyalizmine geldi.
Karşı gelmek için kişinin yalnız kalmaya, hata yapmaya ve günah işlemeye cesareti olmalıdır. Ama cesaret yeterli değildir. Cesaret yeteneği, kişinin gelişmişlik durumuna bağlıdır. Bir kişi anne kucağından ve baba buyruklarından kurtulmuşsa tamamen gelişmiş bir birey olarak ortaya çıkmışsa ve böylece kendisi için düşünme ve hissetme yetisini edinmişse işte ancak o zaman otoriteye "hayır" deme, itaatsizlik etme cesaretine sahip olabilir.
“Her türlü akıl yürütmede bir bakış açısı vardır ki, onu bir yakalayabilsek, konunun açıklıkla ortaya konması yolunda bu bakış açısı ile ulaşacağımız yere, dünyanın bütün alımlı sözleri ve zengin ifadeleri bizi ulaştıramaz”