Derin, farklı bir kitap ve karamsar. Nuri Bilge Ceylan filmi gibi anlarsın ama bazısını çok seversin, bazısını hiç. Kitap(baş ve orta kısım) bir şey anlatmayarak, hiçliği anlatmış gibi(sonu anlamlı).
Kitap yazar Roquentin (kurgu) tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Yalnız, kuruntulu biri. Kendini ve toplumu sevmeyen, sevgilisinin(eski) salak, dönek dediği biri. İnsanları sevmiyor, hatta nesnelerden nefret ediyor, hayata karşı yabancılaşıyor ve bunların gereksizliğini fark ediyor; midesine "Bulantı" geliyor.
Yalnız sokakları geziyor, gördüğü insanları ve nesneleri anlatıyor. Sık sık kafelere gidiyor, orada bir şeyler içiyor, yemek yiyor ve çevresinde gördüğü insanları dinliyor, gözlemliyor. Bir haftayı gün ve gün saat ve saat anlatıyor. Aynı zamanda bir Rus karakter üzerine yazdığı romanı tamamlamaya çalışıyor.
Bir çok ülkeyi gezmiş, bir doymuşluk var ve çalışmıyor. Belki de amaçsızlığın sebebi bu. Hayatta bir şekilde var olamıyor ancak tuttuğu günlüklerin yıllar sonra başkaları tarafından okunarak “var olabileceğini” düşünüyor.
Varoluş felsefesini anlatıyor yazar, Nobel ödülü almış. Ona göre "Varoluş özden önce gelir(doğuştan değil, insan kendi gayretiyle sonradan var olur). Hayatın kendisinin bir anlamı yoktur, anlamı insan kendi yaratır. İnsan hayatına bir anlam katamazsa bu da boşluğa, kaygıya, "Bulantı"ya dönüşür, Roquentin'in başına geldiği gibi. Kişi, toplumun beklentilerine göre değil; kendi farklı, özgün bir hayat yaşamalıdır. Nesneler ve insanlar fazlalıktır.
Kitaptan bana kalanlar;
-Herkes kendi başının çaresine bakmalı.
-İnsan yalnız yaşayınca, anlatmanın bile ne olduğunu unutuyor.
-Ama ben insanların yanı başında, tehlikeyle karşılaşınca onların arasına sığınmaya kararlı, yaşıyordum.
-Saat üç. Bir şey yapmak istediğinizde, ya çok geç ya da