Osmanlı toplumunda bir mahalle, bir zanaatkâr ya da din adamı ya da bir görevli gibi önde gelen bir kişi ile adlandırılmaktaydı.
Genellikle bu kişi mahalle için bir mescit, küçük mahalle camisi veya bir Çeşme vebenzeri inşa eden olurdu .
Başkentini bir dünya imparatorluğunun metropolü yapmak için, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un yeniden iskanını bir öncelik olarak kabul etmiş ve bir dizi tedbir almıştır.
Çoğu zaman İslâm şehrinin plansız bir biçimde, kendiliğinden meydana geldiği ve nüfusunun yalnızca “ şekilsiz bir yığın” olduğu ileri sürülmüştür. Temelde İslâm geleneğini takip ettiğini bildiğimiz Osmanlı pratiği, bu kanaate meydan okumaktadır. İstanbul’un şehir yapısı, Osmanlılar’ın İstanbul’dan önce kurdukları yahut yeniden tanzim ettikleri diğer şehirlerde olduğu gibi , Sultanın kontrolündeki geleneksek bir tanzim biçimine bağlı kalmıştır .
Osman’ın “Konya Selçuklu Sultanı”nın ya da “Konstantinapolis Kayseri”nin halefi olarak sultanlığa ya da İmparatorluğa yükselişini , onun Bizans İmparatorluk ordusuna karşı kazandığı zafere bağlarlar.
“Osmanlı Devleti, mutlak ve merkeziyetçi bir idareyi o kadar büyük bir başarı ile teşkil etti ki , Avrupa’daki mutlak yönetim teorisyenleri bunu bir model olarak sunmaya çekindiler.”