Türkler, daima Batı’nın saldırısını ön cephede göğüsleyen bir İslam toplumu olarak , İslam’ın müdafaa ve bekâ farizasını , çok defa en yüksek vazife saymışlardır.
Sened-i İttifak, Osmanlı İmparatorluğu’nun içtimaî-siyasî yapısını değiştirecek bir hareketin temeli olabilirdi. 19.asırda nasıl Balkanlar’da padişaha tâbi Hristiyan prenslikleri meydana çıkmış ise , Anadolu’da da 14.asırda olduğu gibi bir takım yerli beylikler kurulabilirdi. Fakat bu durum, Anadolu’da Türk birliğinin zararına bir gelişim olacağından, merkeziyetçi ve mutlakiyetçi saltanatın bunu önleyen çabalarını bugün de olumlu bir hareket olarak görmekteyiz.
Osmanlı Devleti ilk devirde, dini ve ırkî karakteri üzerinde öne sürülen bütün iddialara rağmen, esasında merkeziyetçi bir otoriteyi temsil eden ve hakimiyet prensibini her şeyin üstünde tutan bir hânedan devletidir.
Onun adı, Osmanlı Devleti tâbiri , bunu ifade eder.
Bu hukukî faaliyet, bir İslam devleti olan Osmanlı Devleti’nde , tabiatıyla ancak örfî hukuk , yani doğrudan doğruya Padişah’ın iradesinden doğan ve ona dayanan hukuk sahasında olabilirdi . Hudutsuz bir otorite tesisine muvaffak olan ve yalnız yerleşmiş âdetler ve müesseseler değil; Şerî’at karşısında da oldukça bağımsız hareket eden bu serbest fikirli Osmanlı hükümdarı, örfî hukuk sahasını ziyadesi ile genişletmiş ve kuvvetlendirmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu gerçek ve kesin bir şekilde Fatih Sultan Mehmed devrinde kurulmuştur. Olağanüstü fütuhat ve kuruculuk faaliyetine muvazi olarak kanun koymada da onun devri misli görülmemiş bir gelişmeye şahit olmuştur.