Kişiler ve yaşadıkları ruhsal sıkıntılar üzerinden birkaç psikolojik rahatsızlık tanımlanmış.
Özetle gerçek hayatlar ve kurgu karışımı psikoloji romanı.
“İnsanın iyi olmak için akla ihtiyacı yoktur.Hatta bana zaman zaman bunun tam tersi olmalı gibi gelir.”
Oldukça akıcı ve yalın bir dille yazılmış,bir an olsun ilgimi yitirmeden okuduğum yapıt.
“Kendini bir kere bile bulmuş olan bir insanın bu yeryüzünde kaybedecek bir şeyi yoktur artık.Ayrıca kendi içindeki insanı anlayan kişi,bütün insanları, anları da anlamış olacak kişidir.”
Kitabın son cümleleri bunlar. İçe dönüşün,kendini buluşun öyküsü.
“Şahsen bir kadının özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılmasını,genellikle alışıla geldiği halde onu gözlerle aldatmasından daha dürüst bulurum.”
Kitapta beni en çok etkileyen bölümü yani Struma faciasını özetlemek isterim.
1942 senesinde Almanya’da Nazi iktidarı,Yahudilere karşı soykırım uygulamaya başlar
.Almanya’nın Romanya işgali sırasında kaçmayı başarmış bir grup yahudi;kurtuluşu İngiliz himayesindeki Filistin’e gitmekte bulur.768 Yahudi,yüksek bir meblağ karşılığında bir acenteden Struma isimli bir gemi kiralar.Struma oldukça eski bir gemidir ve iki kez arızlanır.Sarayburnu açıklarında demir atmak zorunda kalır.Türk hükümeti,gemide on hafta boyunca mahsur kalan yahudilere yardım etmek ister ancak Alman hükümeti,tek bir yahudinin bile karaya çıkarılmaması konusunda Türk hükümetine baskı yapar. İngiliz hükümeti de himayesi altındaki Filistin’e yahudi girişine izin vermez.Gemide kalan insanların akıbeti ile ilgili müzakereler yapılır ancak bir sonuca bağlanmaz.Türk hükümeti ,gemiyi Şile açıklarına çektirir. 24 şubat gecesi Struma,bir Rus denizaltısı tarafından infilak edilir.Gemide sadece bir kişi sağ kalmıştır.
Yazar,kitapta Struma faciasını;ari Alman bir profesör ve Yahudi eşi Nadia üzerinden anlatır.Yeterince güzel özetleyemedim ama kitabın akışı çok güzel. Çok severek okudum.